YENİ DİN: SOSYAL MEDYA!

YENİ DİN: SOSYAL MEDYA!

Trabzon’un sevilen simalarından Göksel Aksel konuğumuz oldu.

27 Şubat 2017 - 12:49 - Güncelleme: 27 Şubat 2017 - 13:31

Röportaj: Elif ÇAVUŞ

Trabzon’un sevilen simalarından Göksel Aksel konuğumuz oldu. Tanıyanlar bilir öyle bir enerjisi var ki,etkilenmemek mümkün değil… Keyfiniz bozuksa Göksel’i arayın ikna edin ve bir çay için… İlaç gibi enerjisi var. Zaten röportajın bir çeyrek kısmını yazamadım. O bölümler ful kahkaha… Aslında iki genç yan yana gelip ne konuşursa biz de onları konuştuk, bence hepimizin işine yaracak bilgiler çıktı ortaya… "Şu lanet sosyal medya tutkunluğumuzdan gerçek hayatı nasılda kaçırıyoruz" dedik… Göksel bize hayatı olumlamayı da öğretiyor…

Okuyun seveceksiniz…  

Göksel Aksel kimdir?

Trabzon’da doğdum, büyüdüm. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’ni bitirdim. Yüksek Lisansımı NLP (Nöro Linguistik Programlama, Sinir dili Programlanması) üzerine Trabzon’da yaptım. Uzun süre sivil toplum kuruluşları ile çalıştım. İki tane aktif derneğin yönetim kurulu üyesiyim. Aynı zamanda İngilizce öğretmenliği yapıyorum. Asıl alanım işletme olmasına rağmen psikoloji üzerinde duruyorum ve NLP koçluğu üzerine çalışıyorum.

NLP NEDİR?

Neuro: Beynimizi ve duyularımızı ifade etmektedir. Yaşadığımız tecrübeleri 5 duyumuzla algılayıp proses eder ve filtrelerden geçirip beynimize yerleştirirken yeniden anlamlandırırız.

Linguistic: Kullandığımız dil ve davranışlar, beynimizde yeniden anlamlandırdığımız tecrübelere ait bilgilerdir. Bu ifadelerin gerçekle bağlantısının azaldığı noktalarda, yaşadığımız dünyamızda sorunlarımızda artmaya başlar.Dil ve sözsüz iletişimimiz, beynimizde kodlanarak anlam verilen derin yapımızdaki programların ifadelendirilmesidir.

Programming: Algı ve ifadelerimiz arasındaki bağlantıların neler olduğu bulunabilir. Bu programı ne olduğunu farkedip, istediğimiz şekilde değiştirdiğimizde, istediklerimize düşündüğümüden daha kısa zamanda ulaşabiliriz. Bu değişimin algılarda, kullandığımız dil ve davranışlarda bütünlük içinde değiştirilmesi gerekmektedir.

 

Hani terzi kendi söküğünü dikemezmiş ya… Seni psikolojiye yönlendiren kendi dünyan mı oldu? Sen kendine iyi misin?

Anneme, ablama, yakınımdaki arkadaşlarıma bazı püf noktaları söylüyorum. “Bakın bana şu durumlarda şu telkinleri verin” diyorum. Odamın duvarında kendime yazılı telkinlerim vardır. Çok faydasını görüyorum. Son 5-6 yıldır, kötü diyebileceğim, beni aşağıya çekecek insanlar yok. Bunu enerji alanıma yerleştirdim.

İNSANOĞLU BİR KAPTAN BAŞKA BİR KABA DÖKÜLÜYOR

Yani, bulunduğu şartlar ne olursa olsun, insan kendisini iyi hissedebilecek birçok sebebi bulabilir mi? Yaratabilir mi?

Tabi… Bu ruhla-beden arasındaki ilişki bilimsel olarak ortaya koyuldu. Bunların arasındaki ilişkiyi bilirsek eğer her şeyin üstesinden gelebiliriz. Rahmetli babam kanser oldu. Doktor bize direk olarak yaşamayacağını söyledi. En fazla 2 ay ömür verdi. Annemle ikimiz mücadele ettik. Telkinler yazdık birbirimize. Çok güzel bir senaryo ile biz bu acı durumun üstesinden geldik. Babam da huzur içinde vefat etti. Şükürler olsun ki hiç acı çekmedi. Zaten hayatın en büyük gerçeği, hareketin imkansızlığı teorisi. Zaman, mekan yok… İnsanoğlu bir kaptan başka bir kaba dökülüyoruz. Şuan var sadece… Ve bu an o kadar çabuk geçiyor ki…

 

HERKESE ÖZEL TELKİN YAZILMASI GEREKİR

İnsan hayatı bir kalp grafiği gibi… İnişleri var, çıkışları var. Zaten dümdüz bir çizgi olsa hayatını kaybetmiş sayılırsın. Önemli olan bu iniş çıkışları kabul etmesi… Grafik aşağıya doğru seyrederken ne yapmak lazım? Ona karşı ruh halini nasıl dirençli haline getirebiliriz?

Telkin gerçekten çok önemli. Sinir Dili Programlamasında telkin yani olumlamalar kullanılır. Herkese özel telkin yazılması gerekir. Benim bir soruna bakış açımla, senin bir soruna bakış açın aynı değildir. Senin yaşanmışlıkların, ailen, arkadaşların o soruna bakış açını belirleyen faktörler. Ona uygun şekilde telkin yazılması gerekir. Bu telkinleri yazıyoruz. Nefes egzersizleri ile birleştirip uygulamaya döküyoruz. Geri dönüşlerini almaya başlıyoruz. Sesli ve görsel telkinle üzerinde çalıştığımız firmanın performansı yüzde 7 oranında arttı. Her türlü sorunun üstesinden gelebiliriz.

 

BUGÜNKÜ BİR GENCİ 40 YIL ÖNCE DOKTORA GÖTÜRSEK ŞİZOFREN TEŞHİSİ KOYAR

Yaşadığımız süreç takdir edersin ki büyük bir buhranın içinde… Hemen her gün çok vahşi olayları duyuyoruz, okuyoruz, yaşıyoruz… Çoğu zaman bu olaylar karşısında “İnsanlar çıldırmış olmalı” diyoruz… Bu toplum psikolojisi hepimizi etkiliyor. Bunu nasıl geri paslayacağız?

Önce kendimizi iyileştireceğiz tabi ki… Ayrıca biz birbirimize sarılmayı unuttuk. Birbirimize güvenimizi kaybettik. Son yıllarda bunu bizden kopardılar. Kimse kimseye sarılmasın, tokalaşmasın istiyorlar… Anadolu kültüründe sarılmak vardır. Bundan 30 yıl önce bir lise öğrencisinin yaşadığı kaygılarla, bugünkü lise öğrencisinin yaşadığı kaygılar arasında şizofren derecesinde farklılık var. Yani bugünkü lise öğrencisini 40 yıl önce doktora götürsek şizofren teşhisiyle hastaneye yatırırlar. Şu bir gerçek stres, toplum şartları, dünyevi şartlar psikolojimizi bozuyor. Bazı beyin kimyasallarımızın dengesi bozuluyor. Bu dengeyi ilaçlarla düzenleyebiliyoruz. Eskiden insanlar konuşabiliyordu. Her şeyini anlatırdı. Belirli tv programları var, bunların başındaki kişiler toplum mühendisleri. Bu toplum mühendisleri kitle iletişim araçları ile insanları nasıl ayrıştıracaklarını planlıyorlar, güven duygusunu ortadan kaldırıyorlar, toplumun ritmini bozuyorlar.

“KOCAM BENİ ALDATTI, AĞLAMAK İSTEMİYORUM”

Hakikaten şu doğaya enerji yollama olayı var mı?

Var var… Brezilya’da bir keşiş var, bedava enerji ameliyatı yapıyor. O seviyeye erebilmek biraz zor. “Ben bugün telkine başladım, hemen zengin olayım” diye bir şey yok tabi. Bir iki-üç yıl çalışma yapmak gerekiyor. İçinde bulunduğumuz toplum nedeniyle de bunu maksimum seviyede yaşayamayız. Buzda ayağınız kaydığı zaman “Lanet olsun belediyeye” demek yerine “Ne güzel kar yağmış” demeyi öğrenmeliyiz. Bir şeyleri kendi içimizde söndürmemiz gerekiyor. Mesela bir kadın diyor ki, “Çok ağlıyorum ben, kocam beni aldattı”…  Eeee kocam beni de aldatsa ben de ağlarım. Ağlayacaksın tabi ki… Baban öldü, ağlayacaksın, annen hasta oldu ağlayacaksın… “Bunun önüne geçemez miyiz?” Bunun önüne geçmeyeceksin… Ağlayacaksın. Acı çekeceksin ve geri de bırakıp hayatına devam etmeyi öğreneceksin. Püf noktası orası. Biz hiçbir sorun yaşamak istemiyoruz. Her şey güllük gülistanlık olur mu? Afrika’daki insanlara NLP yapalım, Afrika kalkınır mı? Kalkınmaz. Hayatın her anından zevk almayı öğrenmek lazım.

Aslında doğaya enerji göndermek Anadolu kültüründe de belirtilmiş, “Nasılsın?” sorusuna biz ne deriz? “İyi diyelim, iyi olsun” İşte böyle bir şey….

 

SANAL BİR HAYAT YAŞIYORUZ

Siyasi eğilimlerin toplumları din üzerinden yönetme çabası ahlak erezyonu olarak karşımıza çıkıyor. Mesela Türkiye’de bugüne kadar hiçbir zaman “gerçek Müslümanlık” tabiri bu kadar çok tartışılmamıştı.  Bilmiyorum belki ben yanlış değerlendiriyor olabilirim.  Sen ne düşünüyorsun bu konuda?

Rönesans’ın ortaya çıkma sebebi kiliselerin yükselmesiydi. Rönesans’la birlikte kiliselerin önüne geçildi Avrupa aydınlığa kavuştu. Hangi toplun din üzerinden yönetilmeye çalışılırsa o toplum karanlığa o kadar çabuk gömülür. Dünya tarihi bunun örnekleri ile dolu. Din, inanç kul ile inandığı yaratıcı arasındadır. Devletler dinle yönetilemez. Bu şekilde o dine de bugün olduğu gibi zarar vermiş olursun. Onu yozlaştırırsın. Bence biz Türkiye olarak ne yaptığımızın farkında değiliz.

Kimsenin farkında olmadığı bir din yaşıyoruz aslında. Bin yıl sonra bizi konuşacaklar eminim. Biz şuanda “Sosyal medya dini” yaşıyoruz. Bunu din olarak yaşıyoruz. Elimizde bir cep telefonu var. İbadet gibi onu elimizde tutuyoruz. O’na sarılıyoruz. TV seyrediyoruz. Ekran bağımlılığı yaşıyoruz. Gerçek hayatımız yok. Sanal bir hayat yaşıyoruz. Okumayan, okuduğunu anlamayan, yazamayan, örfünü, adetini, kültürünü bilmeyen, bir genç nesil yetiştirdik. Biz eğitimci olarak duyarlı gençler olması için çalışıyoruz.

ARTIK KADINLAR DA ALDATIYOR

Aynı zamanda kadın-erkek ilişkileri de değişti değil mi?

Bizim çocukluğumuzda aile oturması kültürü vardı. Herkes birbirini sarılır öperdi, oturur sohbetini yapardı. Şu bir-kaç yıldır artık erkekler bir tarafta, kadınlar bir tarafta oturuyor. Erkekler futbol izleyecek, kadınlar mutfakta çay muhabbeti yapacak. Biz böyle büyümedik. Eskiden boşanma oranları bu kadar artmamıştı, şimdi etrafımıza baktığımız zaman en az 3 kişinin ya boşandığını ya da boşanma noktasına geldiğini görüyoruz. Trabzon’da bize dayatılan kültürden dolayı erkekler daha çok aldatır. Aynı sitede A blokta karısı, B blokta sevgilisi oturur. Fakat Trabzon’da aldatan kadınların oranı da artık çok fazla. Türkiye’de de bu böyle emin olun…

 

ADAM ASGARİ ÜCRET ALIYOR, KADIN DEMET AKALIN’I TAKİP EDİP PIRLANTA İSTİYOR

Sosyal medyanın aldatma oranına katkısı var mı sence de?

Olmaz mı? Konuştuklarımız hepsi bir bütün aslında. Ne ekersen, onu biçersin. Bize bir taraftan din dayatılırken, kitle iletişim araçları ile de ahlakımızı yerle bir ettiler. Şu evlendirme programları, yemek programları, yarışma programları, bugün ne giysemler, yarın ne yesemler…  İşte bütün bunlar bizi yaraladı… Bir dizi var mesela lise talebeleri kız istemeye gidiyor. Lise talebesinin derdi üniversiteyi kazanmak olması lazım. Adam asgari ücret alıyor, kadın gün boyu Demet Akalın’ını takip edip kocasından pırlanta istiyor. O adam o kadını boşar tabi… Ya da kadın gün boyunca, evde adamı bekliyor, adam özgürlüğü elinde tutuyor ve eve gelmiyor başka hayatlar kuruyor kendisine, o kadın o adamı boşar tabi…

 

DOĞA GÜCÜ VE GÜÇLÜYÜ SEVER

Göksel, sohbet çok güzeldi, teşekkür ederim… Son olarak bize ne gibi telkinlerde bulunmak istersin?

Umut her zaman Umut… Atatürk’ün dediği gibi herkes muhtaç olduğu kanın damarlarındaki asil kanda mevcut olduğunu bilsin. Sadece birinin bir kibrit çakmasına ihtiyaç duyuyoruz. Bunu da hiç kimse yapamıyorsa kendimiz yapmayı başarmalıyız. Doğa gücü ve güçlüyü sever…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Mekke'ye giriş yasaklandı
Mekke'ye giriş yasaklandı
Türkiye'nin fındık deposuna darde
Türkiye'nin fındık deposuna darde