Siz hiç sayfalar arasında mimiksiz dertleştiniz mi?
YASEMİN BAŞ

YASEMİN BAŞ

Siz hiç sayfalar arasında mimiksiz dertleştiniz mi?

11 Eylül 2017 - 11:53 - Güncelleme: 11 Eylül 2017 - 20:25

TERS PERSPEKTİF sayfasıyla gerçekten söylediği gibiydi her şey; Kelimeler anlamları sırtında taşıyan işçilerdi…

Sonra; ASKIDA AŞK kitabını okuyunca aşkın teline dokunduğumu ve vicdanımın terazisinde ruhumu nasıl tarttığımı gördüm. Madem bu kadar derinden gidiyordu cümleler o halde güneşin ağacı oyaladığı, rüzgarın ağaçtan ruhunu sökmeye çalıştığı bir mevsimde yayınlamak istedim röportajımızı…

UMUT AKBAŞ; her cümlesinde bir dünya var, sohbetinde samimiyet. Sonbahara da çok yakıştı bu sohbet…

Keyifle…

Her sabah dedi; baştan yazılsa kaderlerimiz, daha beklenir olurdu yarınlar… Sahi umudunuz var mı yarınlardan?

-Umut pasif eylem... Ben olaylara daha gerçekçi açıdan bakmaya meyilli biriyim. Umudun var mı sorusunu sormak yerine başarabilir misin diye soranlardan. Mantıksal açıdan da baktığımızda daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyorum. Fakat buna geniş kitleleri inandırıp, eyleme dökmek önemli olan.

Ters perspektif?

-Olaylara farklı açıdan bakmayı severim. Zaten yaşadığımız birçok tecrübe bizi ters köşe etmiştir. Ters perspektif projesinde de hep ‘aşka, adalete, ahlaka ve namus algısına başka türlü bakmak da mümkün diyerek alternatif bakış açıları aramaktayım.

‘’SAYFALAR ARASINDA KELİMELER İLE MİMİKSİZ DERTLEŞMEK.  ASKIDA AŞK’IN VARLIK SEBEBİ BU’’

Ve ASKIDA AŞK okurla buluştu… Nasıl başladı bu hikaye?

-Kelimelerin büyüsüne kapılan biriyim. Lise yıllarımdan duyguları daha etkin ifade etmeye çalışırdım. Hele söz konusu aşk ise kurduğun cümle yüreğe dokunmalı derdim. Zaten Goethe şiir ya çarpmalı ya da hiç olmamalı demiş. Ben de o kanıdayım. Elbette şiir çok özel bir alan... Herkesin beğenisi farklı ama burada esas olan aynı duyguları olan insanlara ulaşmak... Sayfalar arasında kelimeler ile mimiksiz dertleşmek. ASKIDA AŞK’ın varlık sebebi bu.

Düşündüklerinizi, hissettiklerinizi belki de hayal ettiklerinizi okuyor insanlar, ne hissediyorsunuz?

-Paylaşmak, olumlu, olumsuz eleştirilmek güzel... Daha güzel olanı aynı dünya hayalini kurduğunuz insanları tanımak ve bu hayali birlikte kurmak. Yazmak buna erişme olanağını sağlıyor.

“…OLMASAYDI KENDİMİ ÇOK BAHTSIZ SAYARDIM.”

Hayatınızda askıda kalmış bir aşk…

-Olmaz mı? Eğer olmasaydı kendimi çok bahtsız sayardım.

Bir anda gelen o his nasıl bir şey ki yazıyorsunuz?

-ilhama inanmam. Bir duygu, bir konu üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor. Doğum yapmak gibi sancılı bir süreçtir edebiyatta yeni şeyler ortaya koymak.

Kimleri okursunuz?

-Cemil Meriç, Kafka, Stefan Zweig tarz olarak en çok etkilendiğim yazarlar.

Zweig ve Meriç… Onlarda sizi etkileyen neydi?

- Stefan Zweig’a olan hayranlığımın kökeninde insana ve iç dünyasına olabildiğince doğal yaklaşması vardı… Ne eksik ne fazla. Şahsi dokunuşlar olayın sanat yönünü belki ortaya koyar ancak dokunuşları abartırsanız kahramanlarınız bir başka dünyanındır artık. Cemil Meriç bana Türkçeyi sevdiren yazardır. Onunla elimizde nasıl güzel kelimeler olduğunu, azgın anlamların sıra dışı sözcüklerin doğru kullanıldığında nasıl evcilleşebileceğini kavradım. Tabii ki sonrasında daha cesur yazmaya, girilmemiş alanlara girme cesaretini buldum.

İkinci kitabınız… Bu tarz mı devam edeceksiniz yoksa aslında başka projeler var mı?

-İkinci kitabım bir roman, Sepsis. Bir yanda mistik bir aşk hikayesi ve bir yanda sarsıcı bir intikam öyküsü. Bazı yerlerde şiirsel bir anlatım ve zaman zaman içinde sosyolojik, psikolojik ve felsefi öğeler barındıran sıra dışı karakterlerle insanlığa eleştirel bir bakış.

Sepsis mi?

-Evet. Bir mikrobun, patojenin kan yoluyla bütün vücuda yayıldığını ifade eden tıbbi bir terimdir. Beynimiz bize hayatı daha yaşanılır kılmak için birçok düşünceyi bastırır. Âdeta onlar yokmuş, o çelişkileri hiç yaşamamışız gibi davranırız. Bu fikirlerin tutulduğu mahzen bilinçaltıdır. Hayatın karmaşasını orada hapseder her şeyi basite indirgeyerek yaşarız. Olur da bu düşünceler mahzeni kırıp döküp kaçarsa hayatın dünyanın inançlarımızın çelişkilerini, acımasızlığını. Fikir dünyanızın, kabullenişlerimizin yaşadığımız toplumdan coğrafyadan nasıl etkilendiğini görmeye ve eleştirmeye başlarız. Hayatın her alanı bu hastalığa açık hale gelir. SEPSİS böyle bir kahramanın dünyasını anlatıyor. İşleniş ve yazım açısından farklı bir tarz ortaya koymaya çalıştım. Bazen kahramanın söylemleri rahatsız edici ve iç acıtıcı olabiliyor. Bu konuda çokça eleştiri alacağını düşünüyorum. Kafa dinlemek için okunacak bir kitap yerine, hayatı sorgulamaya davet eden bir insanlık eleştirisi deneyimim diyebilirim.

Peki ya aileniz, çevreniz; önce doktor sonra yazar… Nasıldı yorumlar?

-Doktorluk hayatımın çok önemli bir kısmını alıyor. Onun dışında kendime kalan zamanı okumak ve yazmak ile değerlendirmek hayatımın yegane zevki ve anlamı.

Nasıl ülkemizde yazar olmak?

-Talihsizlik. Okuma oranlarımız düşük. Okuyucuda ciddi bir seçicilik yok. Hep popüler olana bir eğilim var.

“…TAM BİR TÜRKİYELİYİM DİYEBİLİRİM.”

Diyarbakır’da geçmiş çocukluğunuz… Ne güzel bir şehir Amed… Ahmet Arif’e hayranlığım için gitmiştim büyülendim; şimdilerde İzmir’de yaşıyorsunuz peki ya şehre özlem?

-Hala sağlam bağlarım var. Bir yanım hala orada. O kadar farklı şehirlerde yaşam kurdum ki tam bir Türkiyeliyim diyebilirim. Her köşesinde unutulmaz hatıralarım var.

Bir seslendirmen olarak hep merak ederim; kitabınızı sesli kitap olarak okurlara ulaştırmak ister miydiniz?

-Elbette isterdim; hele sizin sesinizden J

“…İŞİ EHLİNDEN ÖĞRENMEK LAZIM”

Astigmatı olan gözlükten ve lensten kaçan okurlarınıza neler önerirsiniz J

-Gerekli tetkikler ve incelemeler yapıldıktan sonra güvenilir ellerde Lazer seçeneğini düşünmelerini öneririm. Sağdan soldan duydukları yanlış bilgilerle önyargılı olmasınlar. İşi ehlinden öğrenmek lazım…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar