Seni cehennem bir hasretle öperim
YASEMİN BAŞ

YASEMİN BAŞ

Seni cehennem bir hasretle öperim

14 Şubat 2015 - 14:18 - Güncelleme: 14 Şubat 2015 - 14:26

      Bir varmış bir yokmuş… Leyla isminde güzel bir kadın yaşarmış İstanbul’da ve Ahmet isminde kalemini ağlatan bir adam… Yalnızlıklarını ve yazdıklarını paylaşmakla başlayan hikayeleri sonraları kederli kadere dönüşecekti…

Ahmet çok seviyor Leyla’yı ama yanlış anlaşılmalar, araya giren talihsiz zaman ayırıyor onları… Ahmet ateşler içinde yanarken bu sevdayla , Leyla Mehmet ile evleniyor.

Ahmet aşık, Ahmet yalnız ve Ahmet suskun… Hiç kızmıyor Leyla’ya, küsmüyor da! Hatta ona düğün hediyesi olarak ismini ‘’suskun’’ koyduğu şu mısraları ulaştırıyor;

  Sus, kimseler duymasın.

   Duymasın ölürüm ha.

   Aydım yarı gecede

   Yeşil bir yağmur sonra...

   Yağıyor yeşil

   En uzak, o adsız ve kimselersiz,

   O yitik yıldızda duyuyor musun?

* * *

   Ruhum...

   Mısra çekiyorum, haberin olsun.

   Çarşıların en küçük meyhanesi bu,

   Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.

   Derimizin altında o ölüm namussuzu...

   Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor.

   İlktir dost elinin hançersizliği...

   Ağlıyor yeşil…(şiirin tamamını okumalısınız…)

Hep yazıyor Leylasına vazgeçmeden, hayatının yenilgisine kulak asmadan… Ancak o yıllarda başı dertte; siyasi davalar, yargılar ve sürgünler(Diyarbakır’dan Urfa’ya)… İşsiz kalıyor iş bulsa siyasi yargılanmalar duyulunca işten atılıyor… Ama leyla’ya yazmaya devam ediyor öyle ki çoğu mektubunu Diyarbakır’dan yazıyor…(60 mektup ve Leyla hepsini saklıyor)

O zor ve çaresiz günleri Leyla’ya yazarak atlatıyor… Parasızlık, yokluk ve çaresizlik sevdasına boyun eğiyor. Üstelik ömrünü yazmaya adayan Ahmet yalnızca bir kitap çıkarabiliyor ‘’Hasretinden prangalar eskittim’’…

 

          Leyla’nın fikirlerine hayatına ve yazdıklarına en çok ta kendine tutkundu Ahmet! Hem ona aşkını ilan ediyor hem de onun desteğini hep arıyor hatta bir mektubunda ‘’ Sana ulaşmadan, kavuşmadan da bazı iyi mısralar yakaladığım oluyordu. Senden sonra yahut seninle daha bir şair oldum” diyor bir mektubunda.

Ahmet biliyor Leyla ona asla nefesi kadar yakın olmayacaktı… Platonik bir sevdanın kısır döngüsüydü bu! Ne zaman Leyla’ya bu sevginin ateşini anlatacak olsa Leyla susturuyor Ahmet’i… Çoğu mektubuna cevap vermiyor, verse de dost kalalım diyor ve Ahmet kabulleniyor gerçeği… Onu onsuz yaşayabilmeyi öğreniyor.

Ve yine bir gün; 15 Mayıs 1954/Ankara

Leylâ, Canım,

Kayb, berbat ve sessizim… Sessiz ve dolu: Allahtan ki sen varsın. Yoksa halim korkunçtu.

Burası bir köy! Yakınlarımın bütün ısrar ve gayretine rağmen, hemen anneme gideceğim. Pazartesiye trendeyim. Eve gidince senin mektubunu bulmalıyım. Anneme ilk sorum o olacak zaten. Sen nasılsın ömrüm? Son telefonda canını sıktım mı? Ben artık annenden korkmuyorum. Aksine onu, kendi annemmiş gibi seviyorum. Buna ne dersin?

Hınca hınç mısra doluyum. Kara ve yeşil fon, hepsinde hâkim. Biraz kendime geleyim, mendillerine, bluzlarına, yastığına mısralar serpeyim. Ha?

Fotoğrafındaki “halbuki…”yi hâlâ anlayabilmiş değilim. Anlatır mısın?

Bütün bunlar, beyhude biliyorum. Şaheser olan, benim uçakla oraya gelebilmemdir. Allah kahretsin, bu hastalık, bu rezaletler ve bu aile mecburiyetleri… Ne yapsam?

Gözlerinden öperim canım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum.

Yarı parçan…

Canım benim,

Bilir misin, ‘canım’ dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.”

 

“Öpüyorum ama doyamıyorum. Mutluluk ya da cehennem bu galiba. Sana doymak, korkunç ahmaklık olur. Hadi gel …”

 

        Leyla gelmiyor, Ahmet gidemiyor… Leyla maşuk, Arif aşık...Leyla zalım, Arif mahsun.. Hep böyledir! Onca mektup sararmaya yüz tutuyor Ahmet hep yazıyor ama kavuşamıyor; ah Leyla her şey yarım kalıyor! Leyla pişman oluyor mu bilinmez ama Ahmet ölene kadar seviyor ve yazıyor! Hiç kavuşamadıkları içinde adı AŞK olarak tarihe geçiyor… Onlar edebiyat dünyasının AHMET ARİF’İ ve LEYLA ERBİL’İ… Bu gün yalnız onlardan bahsedebilirdim… Lakin bu yüzyılın sevgisine tahammülüm yok! Bu masalı(onlar ve yaşadıkları gerçekti; benim en güzel masalım bu!) burada bitirirken yaşattığınız her güzellik için sonsuz teşekkür ediyorum… Çünkü ben derim ki "kimsenin kafesi olmamaktır Aşk, avuçlarının içinde ama özgür sevebilmektir…’’ Sevgi ya da adına aşk dediğiniz her ne varsa eskitmediğimiz, ayaklar altına almadığımız, kalben ve ya fiili öldürmediğimiz bir yıl olsun… Sevgiler!

 

Son Yazılar