İnsanı Çürüten Ölüm Değil, Hayattır
YASEMİN BAŞ

YASEMİN BAŞ

İnsanı Çürüten Ölüm Değil, Hayattır

06 Nisan 2019 - 12:01

İnceden kulağıma gelen keman sesiyle(In the Mood for Love) başladı; DÜŞERKEN ’i okumaya başladığım ilk anlar. Bu ilk TARIK TUFAN okuyuşum değildi; HAYAL MEYAL, BENİ ONLARA VERME, KEKEME ÇOCUKLAR KOROSU ve BİR ADAM GİRDİ ŞEHRE KOŞARAK…

Yıllar geçse de izler ararsınız hep kendinizden ve kendinize yakın yerlerde duraklayıp soluklanmak biraz da… Bu kitapta en çok nerede soluklandım biliyor musunuz?

‘’Çok kırılmış bir kadını anlatmaya nereden başlamalı ben de bilmiyorum. Bir kadının gitgide körleşmesini, karanlığa -gerçek bir karanlık- düşmesini, anılarının talan edilmesini, çocukluğundan bu yana içinde kurutulmuş çiçekler biriktirdiği hatıra defterinin paramparça edilmesini, uykusuzluğunun günbegün artmasını, uykusuzluğu arttıkça kafasında olmadık vehimler kurmaya başlamasını, zaman içinde kendinden korkmasını. En çok kendinden korkmasını.’’ Ancak soluklanırken soluğunuzu tuttuğunuz yerler de var; hiç düşünmeden yola çıktığınızda aslında geçmişe yolculuk yapacağınızı bilmediğiniz anlar mesela. Yani geçmiş… Oysa hiç geçmemiş.

Ne güzel bir sohbetti. Teşekkür ediyorum sevgili TARIK TUFAN.

Aynı tadı almanız dileğiyle…

-Varoluş evet… Peki yok oluş yokluyor mu sizi hiç?

İnsanın en derin, kadim korkularından biri yok olmak. Kaybolmak. Yaşama dair bütün izlerinin silinmesi. Unutulmak. Kendisinden geriye hiçbir şey kalmaması. Ölümden neden korkar insan? Yok olmak hissinin en derin yaşandığı hâl olmasından mı? Ölümün ötesine geçme çabasını önemli kılan da bu. Ölmeden önce ölebilmek belki. Bu sayede ölümün yok oluş duygusundan tamamen sıyrılmak. Ölümü de içine katan bir hayat kurmak böylece. Yok olma hissi her vakit yokluyor. Bunun için mi yazıyorum? Arkamda delil bırakma telaşı. Ben var oldum ve işte bunlar delillerim, kanıtlarım.

-Yazmak… Sizce hangi duygu daha çok yazdırır?

Kime hangi duygunun yazdırdığını bilemiyorum. Benim yazmama sebep olan duygular çeşitli. Hayata değer ve anlam katma çabasından söz edebilirim. Yazarak varoluşumu değerli kılacak bir çaba içindeyim. Edebiyatın imkanları ölçeğinde –çok ciddi imkanlar bunlar- kendime, insana, hayata, kendi dışımdaki var olanlara, hayalimde saklı tuttuklarıma dair anlama gayreti geliştiriyorum. Bu dünyada kendimi konumlandırmak, hakikatle derin, sahih bir ilişki kurabilmenin peşindeyim. Yazarak bu yolda kendimi daha iyi hissediyorum. Edebiyat ve özellikle roman tahayyülümü kuvvetlendiriyor. Zihnimi, kalbimi açıyor. Ruhumu ve hayat alanımı genişleterek bir tür özgürleşmenin ortasına çekiyor. Kelimelerden örülü bir tefekkür ve tahayyül, hakikati uzaktan olsa sezebilmenin, yaklaştıkça kavrayabilmenin kapısını aralıyor.

-Bendeki hikayesi çok başkadır; dediğiniz kitabınız?

Her kitabımın hikâyesi başka. Aralarında bir mukayese yapmak istemem. nankörlük etmek istemem. Her birinin bendeki hissi, yarası, merhemi başka başka oldu.

-Şu anda masanızda, sehpanın üzerinde ya da koltuğun kenarında duran kitap…

Hızlandıkça Azalıyorum – Kjersti Skomswold

-Nasıl bir yüzyıldayız?

Merhametsiz. İnsanın kötücül olanla fark edilmeye çalıştığı ve benlikleri alabildiğine yücelten narsistik bir yüzyıl. Anlamın hızla kaybolduğu bir zaman dilimi. İletişim araçlarının güçlendiği ama iletişimin yok olduğu zamanlar. Her tarafımız kırmızı kalp emojileriyle doldurulduğu halde sevgisizliğin hüküm bir yüzyıl. Kutsalın dönüştüğü, yeni kutsalların üretildiği ve insanın özüne yabancılaştığı bir yüzyıl.

-Tuhaf Dergi…

Güzel. Birbirine benzemeyen, türlü türlü, çeşit çeşit insanlar bir araya gelmiş yazıp çiziyorlar. Estetik. İyi edebiyatı, kültürü, iyi fotoğrafları olabildiğince ciddiye alan popüler kültür dergisi. Popüler kültürün içinde dolandığı için de meselelerine bu ölçekte bakıyor.

-Son kitabınız Düşerken; geçmişle hesaplaşan bir roman. Geçmişle illa hesaplaşmalı mıyız?

İlla hesaplaşmak gerekir mi emin değilim. Benim illa ki hesaplaşmam lazım. Başkaları kendileri için cevaplayabilirler aynı soruyu. Oradaki yara duruyorsa, yüzleşilmemiş, kavga edilmemiş, unutmaya çalıştıkça daha da büyümüş… İlla hesaplaşmalıyız o vakit.

-Hiç tanımadığınız, okumadığınız bir ismin cümlelerinde ilk neyi ararsınız?

İyi edebiyatın ayak izleri, kelime evreni, okurla kurduğu ilişkinin kokusu, kurduğu evren. İlk izlenimler genellikle kafamda bu sorulara verilen cevaplar ölçeğinde belirginleşiyor.

 

-Kelimelere ihtiyaç duymayan, yüzü de kalbi kadar saklı kadınlar… (DÜŞERKEN/SYF.11)

Onlar başka kadınlar. Anlatması zor. Hayatları da zor. Suskun. Suskun oldukları için incelikli. Kırılgan. Yakın olabilmek için emek vermeniz gerekir. Saklı olduğu için bir tür keşif. Anlamanız gerekir. En önemlisi bu. Anlamak. Anladığınız kadar hayatında yer bulabileceğiniz kadınlar. Korunaklı bir dünya için saklı duruyor çünkü. Çünkü daha evvel bunun acısını çekmişler.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar