ÇOCUKLAR VE ÇİÇEKLER İYİ BÜYÜMELİYDİ KALBİM
YASEMİN BAŞ

YASEMİN BAŞ

ÇOCUKLAR VE ÇİÇEKLER İYİ BÜYÜMELİYDİ KALBİM

15 Şubat 2019 - 13:05

….

Şöyle diyordum açılan tüm kapılara,

İçimizi kazıya kazıya yıkılacağız.

Bu çağda anlaşılmak üzerine hiçbir koridor yok;

Öleceğiz bizi anlamayacaklar…

Jiyan Baran’a rastladığım ilk dizeler… Sonra bir cümle bir cümle daha derken yeni kitabı ‘’UN’’ ellerimdeydi. Tanıştık, konuştuk azıcık tartıştık sonra tatlıya bağlayıp bu sohbeti sizinle paylaşmaya karar verdik.

Şiir ile hesap sormaya, bu çağda anlaşılamamaya derken en çok da yazmanın ve okumanın keşfine bağladık hayatı. Başka sorular da sordum kendi dilince cevapladı. Ortak düşüncemiz baki kaldı; yollar iyi edecekti bizi…

Keyifle okumanız dileğiyle…

-Kendini nasıl tanımlıyorsun?

Küçükken bize sürekli akli varlıklar olduğumuz deklare edildi. Aklımız ve duygularımız köreltilip bunu koşulsuz kabul ettik. Ama esas durum bu değildi. Merhamet, güven, aşk ve göç vardı. Bütün bunlar ve diğerleri akli varlıklar için oldukça aptalca eylemler. Yedi yaşındayken akli bir varlık olmadığımı anladım. Küçük yaşıma rağmen yanı başımda olup biten haksızlıklara karşı duramıyordum. Kutsal ve değerli görülen bir canlı olarak bunu eyleme dökebilirdim ama duygularım beni geri itiyordu. Bu yüzden akli olmadığımı 8. yaşımı bitirirken çok daha net olarak çözümledim… Koşulsuz ahlak ve adalet aşılanmıştı ama başkaları için de bunları düşünmem gerektiği söylenmemişti. Galiba bu durum ailenin soyunu devam ettirebilme politikası. Sorgusuz üç saniyelik bir zevk için yorulan bir penis ve vajinanın bütün yorgunluğu, benim üzerime soy devam ettirme, olaylara karışmama ve öğütlenen davranış biçimlerini yalnızca kendim için kullanmam gerektiği söylemişti.

Dolayısıyla ezbere insan kalıplarını benimseyerek büyüyen bir çocuk oldum. Yatılı okul koridorlarını ezbere bilirim. Boşluğun sesini ilk defa orada işittim ve pas kokusu hala üzerimdedir. Bu pas kokusu ve boşluğun sesi, beni hep absürt imgeler bulmaya itti. Öyle bir ortamda hayatta kalabilmek için, zamanı sürekli yolda kalmış bir araba gibi itiyordum..

Bu durum birbirini hiç tanımayan iki kişinin evlenip, daha sonraki yıllarda birbirine tahammül etmesiyle eşdeğer. Bu nedenle dünya ile evli gibiyim. Parmağıma dar gelen insanlık yüzüğü ile zaman harcayan sigortasız bir şairim...

-Kitabının ismi ‘’UN’’ yani bu bildiğimiz un mu?

Un aslında bildiğimiz unu tasvir ediyor.. Kırk gün kırk gece yapılan düğünler, kırkı çıkan bebekler ve diğer tarafta ölüler.. Kırk tas su ile günah çıkaran insanlar, kırk yıl beklenen sevdalar.. Un, bütün bu noktaları kendi perdesinden görenlerin şiirini tanımlıyor. Un, toplumun içindeki en küçük nokta ve bilincimdeki en tuhaf ütopyalarımın bütünlüksüz yapısını inşa ettiğim prefabrik bir evin gölgesi.. Kırk fırın ekmeğin yenilgisini yaşayan herkes kendini bulur un kitabında..  Buğday, un ve ekmek üçlemesi insan için de geçerlidir. İnsan bu geçişte mezhep, ideoloji ve inanç üzerinden bunu gerçekleştirir. Bu altı kavram geçmişten bugüne kadar insanoğlunu kemirip durdu. Saplantılı ve dogmatik gibi gösterilen bu altı olguyu aşabilen herkes un kitabını anlayacaktır diye düşünüyorum.. Un bütün bu kavramları ya geçmiş, ya da gelecek noktasından ortaya koyar. Ömrünü çok kıymetli sayanlar ve dünyayı parselleyip satın alanlar Un'u anlayamazlar... Anı dövmekle yükümlüdür, zamansızlaşmadır Un..

Erkan Karakiraz UN kitabının önsözünde şöyle diyor: "Karlıova’dan çıkıp batının ılıman, sahte, yavşak samimiyetinin tadına baktıktan sonra köklerine yaptığı yolculuğun bir dökümü UN. Ortak bir kültürel mirası adeta talan eden, yer yer melankoliye saplanıp, çoğu kez ondan sıyrılmayı başaran, kendi şiir diline doğru atılan büyük, güçlü, sağlam bir adım. Jiyan, bu kez, ayrıntıcı, zengin bir sözcük haznesiyle devinen, destansı, uzun, upuzun şiirlere çalışmış. Kitap boyunca kiple oynuyor, zamanı kırıp büküyor, adeta bir zamansızlaşmaya çalıştığını hissettiriyor. Donmuş zamanları devindiren, devinen anları durduran bir bakışı çoğaltıyor. Kendi tanıklığını ve uzamın verimini şiirinin merkezine yerleştiriyor.

Yabancı dilde şiire bulaşmış herkes gibi Jiyan da ayrıksı, okura yabancılaşma duygusu geçiren bir sese sahip. UN’da bu sesin yankısını uzatmayı, şiddetini artırmayı, onu yetkin bir düzeye taşımayı başarmış. Bu şiirleri içebilmek için/ Çıplak bir atın boynunu öpmeniz lazım ilkin.

-Şiirle hesap sorulur mu dersin?

Şiir, bir savaş uçağını düşüremez ama pilotunun düşüncelerini değiştirebilir.” diyor Filistinli Şair Mahmud Derviş. Bu noktadan bakabilirsek eğer hesabın da üzerinde bir yere ulaşmış oluruz. Şiir ve sanat insanın kendisiyle girdiği bilinç savaşının sonucudur. Bilincini ve duygularını kavrayabilen bir insan hesap sormakta çok net tavır alır. Gerisi ise tek düze yaşanmış naylon hayatların bütünüdür. Dünyayı ve insan soyunu devam ettirmektir.. Bu durum gereksizliğin sözlük anlamından ileriye gidememektir..

-Yazmak bir keşiftir bana göre sen nasıl yorumluyorsun bunu?

Yazmak kısa bir yola gitmek ama tuhaf yüzler ve materyaller görmektir. Yazmak artan ve atılan bir durumu ifade eder. Sonra insanların bazıları bir şey atamadığı için, atılana talip olurlar. Yazmak atmaktır. Ter gibi, yorgunluk ya da kusmak gibi.. Yeni dönüşümlere davetiye hazırlamaktır. Keşfetmek bence tat alma ile ilgilidir. Daha evvel yendiğimiz bir şey vücudumuzda dolanıp dururken, yaşadığımız ilginç duruma denilebilir. Göçte diyebiliriz aslında. Otobüs camlarında yankılanan zamanın kendini becermesi gibi.

-Türkiye’de yazmak…

Bilinçten bahsettim ya, insan kendi tuzunu başkasının yemeğine katmayı sever. Bu ona heyecan ve var olmak için alan yaratır. Türkiye'de yazmakta buna benzer. Yayınevleri, sanat toplulukları ve mikro gruplaşmalar buna en güzel örnektir. Aynı fikrin bekçisi ve elçisi değilsen eğer dışlanırsın. İstanbul temelinde ilerleyen popüler kültürün tümüne dahil olmak veya olmamakla ilerler Türkiye'de yazmak. Ben şahsen estetiği önemsiyorum ve buna önem verdikçe de doğru okurun gelip benim yarattığımı bulduğuna inanıyorum. Kötülüğe veya olumsuzluğa maruz kalınca tuhaf bir sahiplenme ve kahraman olma durumu da var. Mesela Arkadaş Zekai Özger, Kaan İnce, Özge Dirik ve Nilgün Marmara ve diğerleri.. Bu sanatçılar bedenleri nefessiz kalınca var oldular. Türkiye'de yazmak bir olumsuzluk ister. Bu olumsuzlukta ya kahraman olunur ya da mutlak bilinçsizlikle sevilen öteki bir insan. Hal böyleyken yazmaya devam..

 -Hayatın rengi nerededir?

Mağaraya resmi ilk çizen kadın/ erkek nasıl bir ruhun içinden çıkıp geldilerse, renk oradadır. Daha sonraları için Dostoyevski’nin baktığı yerde ve Nietzsche’nin düşündüğü yerdedir.. Ve Şakiro'nun sesinde perçinlenir hayatın rengi.

-21. yy. 'da duygunun ve aşkın haline nereden bakıyorsun?

Genellikle ezbere yaşamlar söz konusudur. Bitmeyen ve gereksiz ihtiyaçlar hiyerarşisi, üst üste devrilen çöp yığınları gibi. Falanca yere gidince daha duygusal olacağına inanan insanlar var. Bu durum aşağılık bir betimlemedir. Şu sokağa çıkalım beraber, konfor ve mutluluğu birbirinden ayırt edemeyen onlarca insan var. Kafasındaki düşünme alanının üçte ikisini diğer insanların davranış, yaşayış ve konuştuklarına ayıranların sayısı da oldukça fazla. Duygu sadece diğer hikayeler üzerinden şekillenebiliyor. Aşk ise iyinin ve kötünün eşitlenmesi gibi ilerliyor. Halbuki ikisi de içinde olduğu tanımlamadan bile daha aksak. Nezaket ve bilinç kendini yitirdi. Bu çağda ikisine de kör olmaktır tavrım..

-Zamanını nasıl harcarsın?

Yollar ve anlık insan davranışlarını gözlemleyerek. Mesela bir gün İzmir metrosunda beklerken. Yanıma birbiri gelip oturdu. Ben hiçbir şey sormadan bana içindekileri döktü. "Abi çiğliden geliyorum. 14 yaşındaki yeğenimi 50 liralık telefon borcu için 3 defa kalbinden bıçaklamışlar" dedi. Mesela ben sonradan gelen 6 metroya da binmedim, binemedim.. Yani beklediğim ve yürüdüğüm herhangi bir yerde gelip benim zamanımı harcarlar. Tekrar düşünüyorum şimdi. İş çıkış saatlerinde o peronda bekleyen onlarca insan varken neden gelip bana anlattı.. Geçmişte muska yazanların yerini antidepresan yazanlara bırakması gibi. Habersiz bir göllü olma durumu. Zamanımı gönlümden yana dönmeyen dünya ve gönülsüz olduğum insan sohbetlerinde harcıyorum. Bir de yollar, bir de annem..

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar