Bir Valiz Çocukluk
YASEMİN BAŞ

YASEMİN BAŞ

Bir Valiz Çocukluk

01 Eylül 2015 - 18:25 - Güncelleme: 01 Eylül 2015 - 18:27

Her başlangıcın içinde ne kadar umut taşındığını bilemiyoruz ne yazık ki! Tiyatronun göz göze gelip solukların birbirine yaklaştığı anları yaşamışsınızdır muhakkak… Üstelik sahnenin o ellerinizi uzatacak kadar yakınlıkta başka hayatları, yıllar önce yaşanmış olmalarına rağmen bugünmüş gibi ruhlarımızda hissettirenler kalbinizi fetheden dostlarınızsa…

Tiyatro Ten yalnızca teninizi okşamak için değil, ruhunuzu da okşamak için geliyor…İşte o kahramanlar…

 

-MERHABA, HOŞÇAKAL… Eylül ayında sahnelenmeye başlayacak oyununuz… Provalarını izlemek bile son derece keyifliydi. Bu süreci anlatır mısınız?

TANSEL AYTEKİN- Uzun yıllardır arkadaş olduğumuz için beraber bir oyun sahnelemek istedik… Öncelikle tiyatromuzu kurduk ve iki kişilik bir oyun aramaya başladık, daha öz ve daha iyi olabileceğini düşündük. İki kişilik kadın-erkek oyunları okuduğunuzda genellikle şöyle bir durum oluyor; ya aşk ilişkisi ya da bu mimarda gelişen durumlar… Athol Fugard’ın bu oyunu elimize geldiğinde tamamıyla kapitalizmin çıkmasından sonra kuralların daha henüz oturmadığı patron sınıfı ve işçi sınıfında yaşanan sıkıntıları anlatan, zencilerin çok olduğu Güney Afrika’da kendileri de aslen zencileşmiş iki beyazın hikayesini anlatıyor. Tüm yaşananlar babanın üzerinden gidiyor; çünkü baba 1930-31 krizinin yaşandığı yıllarda kapitalizme, taşımaya katkı sağlayan demiryollu yapma çalışmaları sırasında yaşanan patlamada bacağı kopuyor ve bu acı olay yaşandıktan sonra iki kardeşin hikayesine dönüyor oyun… Baba figürü hiç görünmese de baba figürünün altında ezilen iki kardeşin hikayesi var. Bu hikaye bizi çok etkilemişti çünkü bu ülkemizde de yaşanan, yaşanmaya devam eden durumlardandı… Maden faciaları, işçi hakları… Yalnız burada söylememiz gereken en önemli şey şu; biz politik tiyatro yapmıyoruz. Kederli bir hikaye var, birbirinden kopmuş 12 yıl sonra bir araya gelmiş iki kardeşin hüzünlü hikayesi… Sosyal hayattan kendini soyutlamış, ömrünü babasına adamış bir erkek kardeş ve iç hesaplaşması için dönmüş bir abla… Yaşamın savurup attığı bu iki kardeş bir gece boyunca yitirdikleri her şeyi; aile, çocukluk, umut, sevinç ve aşk ne varsa hepsini sorguluyor.

 

 

-Oyunun içinde bir sosyolojik durum var, oyunlarınızı seçerken toplumsal kaygılar taşır mısınız?

TANSEL AYTEKİN-Şahsen evet! Siyasi ve çok hamasi duygular içerecek eserleri sahnelemek gibi bir şey ya da tamamıyla o yöne gitmek de değil ama bir oyun yazılıyorsa tiyatronun diğerlerinden farkı var -ki her oyun için öyle komedi de dahil- Burada o zaman devreye giren şey; insanları en azından birazcık da bilinçlendirmek…

EBRU EMRE AKPINAR- Aslında bir mesaj kaygımız yok çünkü sanatın içindeyiz her şeyi ulaştırırız ama insanlar almak istediği mesajları alırlar. Bir şekilde ayırmıyoruz, herhangi bir şeyi empoze etmeye çalışmıyoruz. Oyunun önüne geçmeyen mesajlar elbette var.

-Tiyatro TEN… Yepyeni oluşum… Tiyatro aşkı… Bende dokunma hissi yarattı. İsim buradan mı geliyor yoksa bir hikayesi var mı?

EBRU EMRE AKPINAR-Tiyatro TEN gerçekten garip bir hava oluşturdu. Hatta bazı arkadaşlarımız Tansel-Ebru ve kızım Nil’in isminin baş harfleri mi diye sordular ancak hiç alakası yok ben doku, tiyatronun dokusu gibi bir isim düşünür gibiydim ten de olabilir derken… İkimizin aynı anda farklı yerlerde düşündüğü ortak bir isim oldu.

 

-Oyunda iki kardeşin yıllar sonra buluşması var ama sizin hayatınızda da bir özel durum var… Ebru Emre Akpınar 10 yıl sonra bu oyunla sahneye geri dönüyor…

EBRU EMRE AKPINAR- Evet! Öncelikle sevgili Tansel’e teşekkür ediyorum çünkü tedirgin bir yapım var ve bunu inanılmaz toparlıyor. Tarifi zor aslında sahnede göreceksiniz; Hester karakterinde benden çok şey var ve kararı da siz vereceksiniz ama yeniden burada olmak tarifsiz…

 

-Türkiye’de tiyatro denildiğinde… Sahneler ve bu emekler gerekli değeri görüyor mu?

TANSEL AYTEKİN- Farabi Sahnesi’ndeyiz ve burası mücevher, alternatif tiyatro için önemli bir yer. Ayrıca yer edinmeye ve bu yerini korumaya çoktan başladı. Geçtiğimiz sene de burada oynuyordum. Belli bir seyirci kitlesi var ama daha çok olabilir belki biz doğru tanıtım kanallarını kullanamıyoruz!

EBRU EMRE AKPINAR-Aslında öncelikli olarak Farabi Sahnesi işletmecisi Bertan Bayraktaroğlu’na teşekkür etmeliyiz… Onun böyle bir ticari kaygısı olmadığı için bunu gerçekten sevgiyle yaptığı için… Aksi halde durum çok daha farklı olabilirdi, böylesi çok daha kıymetli ve insandan insana bu değerin yayılacağına inanıyorum ben. Burası benim ikinci yuvam…

-Ticari kaygılar ve tiyatro…

(İki oyuncumuzda tebessüm ediyor…)

EBRU EMRE AKPINAR- Tiyatrodan ne yazık ki para kazanılmıyor… Her şey gönülden… Desteksiz olmak çok zor; Çünkü sürekli kendinizden gider. Herkes tiyatroyu çok seviyor, aşık ama özel tiyatrolara destek vermek düşündürüyor nedense… Onlar bize ulaşamıyor ya da biz onlara ulaşamıyoruz.

 

-Dizilerde de oynuyorsunuz… Maddi bir tercih mi?

TANSEL AYTEKİN- Türkiye’de bir dizi çöplüğü var… Herkes bir dramayı bir komediyi ekrandan izleyip oradan tüketip aslında gerçekliğin o olduğunu ya da doğru oyuncuların orada olduğunu düşünüyor. Belki de bu sebepten tiyatro biraz da bu sorunları yaşıyor. Televizyonda ünlü olmak daha hızlı ve kolay ama oyunculara sorduğunuzda önce tiyatro diyeceklerdir… Son projemiz ‘’Unutma Beni’’ dizisi 16 bölüm ve Barbaros karakterini oynadım. Bu da elbette oyununuza gelen seyirci sayısını arttırıyor.

EBRU EMRE AKPINAR-Bende yine aynı dizide Aylin karakterini canlandırdım. Sorunuza gelince rahmetli Cüneyt Gökçer’den eğitim alma onuruna nail oldum… O hep derdi ki; “Er meydanı tiyatro sahnesidir.” Ancak üzülerek ifade etmeliyim ki dizi oyuncusu olmazsanız para kazanamazsınız! Bu sebepten benim de tercihim biraz da diziler…

-Dizi mi Tiyatro mu daha zor?

EBRU EMRE AKPINAR- Açıkçası dizi oyunculuğu da zor ama daha çok set çalışanları tüm yükü taşıyor… Asıl emekçiler orada! Tabi oyunculuk da büyük emek…

 

-Peki aileleriniz onlar bu mesleği seçtiğinizde nasıl yorumladılar?

EBRU EMRE AKPINAR- Ben ara verdim ama vermeden önce de hiç sorun yaşamadım. Babam hem bürokrat hem de müzisyendi. Zaten babamın gitar sesiyle büyüdüm. 10 yıl bale geçmişim ve şan eğitimim var. O hep eğitimini al ve o yolda yürü der. Kendi kararımla bıraktım yine kendi kararımla döndüm. Onlar her zaman en büyük destekçim oldular. Bende bir anneyim ve çocuğumun tiyatrocu olmasını destekliyorum o yolda da ilerliyor…

TANSEL AYTEKİN-Oldu tabi olmaz mı? Ben aynı zamanda Gazi Üniversitesi İktisat mezunuyum sonra Bilkent tiyatroyu bitirdim. Bu sebepten tiyatroyu yan dal olarak devam ettirmemi istediler. Ancak ben şuna inanıyorum alaylı ya da mektepli durumu değil bu. Bu iş ve türevlerinin tam zamanlı yapılması… Seslendirme olur dizi oyunculuğu olur ya da diğer dallar. Önemli olan 60 yıldan daha fazladır Devlet Tiyatroları var Darülbedayi bunun daha öncesinde kurulmuş, konservatuarlar var ama hala bizim insanımızın çoğu tiyatro bitirdim deyince garip yorumlar yapabiliyorlar.  Birazda olanaklarla alakalı… Sahneler kapanıyor ve yenileri açılmıyor. Ankara’da bile tam zamanlı kullanılabilen bir sahne ne yazık ki yok!

-Yeni kurulan bir tiyatro için ya da yeni tiyatro kurmayı planlayan okurlarımıza neler tavsiye edersiniz?

TANSEL AYTEKİN- Bir kere yalnızsınız! Ama dosta yatırım yapmışsanız ihtiyacınız olan bir çok şeyde; logo, dekor, müzik, fotoğraflar, kostüm en önemlisi bakın Farabi Sahnesi… Dostlar bu yolda yükünüzü hafifletebiliyor.

EBRU EMRE AKPINAR-Hayatınızda iyi insanlar biriktirin lütfen! Ayrıca N1 organizasyon-danışmanlığın oyuncularıyız… Bircan Sinan menajerimiz ve desteğini esirgemiyor.

-Hayalinizde oynamak istediğiniz karakterler?

EBRU EMRE AKPINAR-

 

TANSEL AYTEKİN-Benim böyle bir düşüncem olmadı ama bu aralar çok deli rolü sahneliyorum ve bir süre deli olmak istemiyorum… (Gülüşmeler…)

 

-Seyirci daha çok hangi oyunları seviyor böyle bir tespitiniz var mı?

TANSEL AYTEKİN- Daha çok komedi aslında… İnsanlar gülmeyi seviyor.

EBRU EMRE AKPINAR-Ankara seyircisini seviyorum güzel bir kitle var. Evet, komedi ancak algı bazen değişebiliyor da.

 

-Tiyatro ile alakalı ama başka bir konuya girmek istiyorum… Aynı zamanda seslendirme sanatçısısınız ikinizde… Tiyatrodan kazanılan mı yoksa hayır bu farklı bir yetenek mi?

EBRU EMRE AKPINAR- Bence tamamen farklı… Seslendirme de ses rengi ve kulak çok önemli. Açıkçası bu işte çok kendime güvenmiyordum. Ancak şu anda bağlı olduğumuz Pratika Reklam Ve Prodüksiyon Ajansı bir okul. Kıymetli yönetmenimiz Burcu Erbaş ise bir öğretmen… Desteği, bilgisi, enerjisi bizi bu anlamda inanılmaz yetiştirdi. Bence tiyatro ile alakası yok hatta tiyatroya eğer o ince çizgiyi dengede tutamazsanız zararı da dokunabilir çünkü özellikle reklam melodi istiyor.

TANSEL AYTEKİN- Önemli bir konu diksiyon ve artikülasyon… Bu eğitimler ortak olduğu için ve seslendirmenlik çoğunlukta oyunculuktan geldiği için öyle düşünülüyor. Ancak bende Ebru gibi düşünüyorum; belgesel, reklam ya da dublaj tiyatrodan ayrı… Bunların hepsini birbirinden ayrıştıramadığınız sürece birbirine karışıyor… Bunu çok iyi yapan örnekler elbette var; Payidar Tüfekçioğlu, Tilbe Saran, Yetkin Dikiciler… Zamana ihtiyacı olan bir meslek guruplarından seslendirmenlik.

 

-Ve son sözler…

EBRU EMRE AKPINAR-Tiyatro hayattır… 1 ve 4 Eylül Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi saat 20:00/5 Eylül Farabi Sahnesi saat 20:00 daha sonra da sıklıkla Farabi Sahnesi’nde sıklıkla oynamaya devam edeceğiz. Teşekkürler.

TANSEL AYTEKİN-Çok teşekkürler size ve tüm Habercuk okuyucularına…

Son Yazılar