Nikah çikolatası
Turhan Eyüboğlu

Turhan Eyüboğlu

Nikah çikolatası

02 Ekim 2017 - 12:14

Her cumartesi ve pazar günleri öğleden sonra, akşamın geç vaktine kadar bir yoğunluk ve kargaşa olurdu evimizin önünde. Biz alışmıştık bu kargaşaya. Olmayınca günün hafta içi olduğunu anlardık.

Ancak bize gelenler biraz tedirgin olurdular bu kargaşadan. Daha önce size söylemiştim, evimizin Arafilboyu’nda, Nikah Salonunun karşısında olduğunu. Ben, en güzel, lezzetli çikolataları, nikahlarda dağıtılan çikolatalarda tattım. O zamanlar nikahlarda

çikolata dağıtılırdı. Bunlar ithal çikolatalar olurdu. Yani anlayacağın İsviçre ve Alman çikolatalarıydı. Hala tadı damağımdadır. Bu çikolatayı almak için neler yapardık neler! İlk önce nikah sahiplerinin gözüne girmemiz gerekiyordu, çikolata almak için. Nikah salonuna

girmek için yirmi bir merdiven çıkardık. Biz mahallenin aç kedileri gibi dizilirdik merdiven başlarına. Nikah sahipleriyle konuştukça çıkardık merdivenleri bir bir. En üst merdivene ulaşan ilk arkadaşımız masum bir şekilde çikolatasını isterdi. Nikah sahibi dayanamaz verirdi çikolatasını. Ne yapsın en mutlu gününde bir çocuğu kırmak istemezdi adamcağız. O adamcağız etkilenmezse taktikler geliştirmiştik, bu sefer hedefimiz kadıncağız olurdu.

Adamcağız, o kutudan ithal çikolatayı çıkarır, tam arkadaşımıza verirken, arkadaşımız kafasını yana eğerek, o hiç kimsenin dayanamayacağı sözü söylerdi "Amca biz dört arkadaşız, onların yanında ben bunu yiyemem, acaba onlarla yiyebilmem için üç tane daha verir misin?" Bu söze kimse dayanamazdı. Böylece ilk hedefi vurmuş olurduk. İşte avının peşinde olan sırtlanlar gibi, bu taktiği dört arkadaş aynı şekilde tekrarlardık. Sadece nikah sahiplerini seçerdik anlaşılmasın diye. Aynı insandan iki kere istemezdik. Ve böylece nikah sonunda her arkadaşımızın dört çikolatası olurdu. Bir ikisi, o saatlerde muhakkak yenirdi. Diğerlerini yarına saklardık.

Ertesi gün mahallede toplanır o günü tartışırdık. ‘Sen iyi oynayamadın rolünü, ben iyi oynadım.’diye. ‘Senin yüzünden alamadık çikolatayı.’ gibi sözlerle o günün kritiğini yapardık, tecrübeli dizi oyuncuları gibi. Hatta taktikler geliştirirdik duruma göre. Şimdi pazarlamada gösterilen insana göre esneme tekniğini o zaman biz bulmuştuk, farkında olmadan.

O gün, çikolata almanın dışında aksiyon filmlerini aratmayan bir işimiz daha vardı. Gelin arabasının yolunu kesmek. Ancak bunu çok iyi yapamazdık, yaşımız gereği. Çünkü bu konuda çok daha azılı, mahallenin aksiyon yıldızları vardı. Arabanın önüne yatmakla başlayan, üstünden atlamaya kadar varan hareketleri yapanlar sahne alırdı, bu bölümde.

İşte bu bölüm paralı olan bölümdü. Arabanın yanında ne kadar çok kalabiliyorsan ve gitmesini ne kadar engelleyebiliyorsan, o kadar içinde para bulunan zarf alıyordun. Belki de insanları ikna ederek, almış olduğumuz ürün bize cazip gelmiştir. Ondandır ilerleyen yaşta pazarlamacı olmamız.

Bu öykünün içinde olan ve bu anıların bende yaşamasını sağlayan Rıfat, Hüseyin, Mustafa, Necati ve Tolga arkadaşıma buradan teşekkür ederim

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • M.Hidayet Öner
    4 yıl önce
    Ne güzel anılar.... O eski güzel günler birer tatlı hatıra şimdi....

Son Yazılar