‘’Sosyete’’ kelimesinin sözlük anlamı ‘’toplum, topluluk ve cemiyet’’ olmakla beraber sosyete olmak ve olmaya çalışmak arası ayrımlara bakalım istedim.
Bana göre sosyete aynı türe ait bireylerin belli bir bölgede oluşturdukları topluluklardır. Cumhuriyet döneminden bugüne “sosyete”lik aslında; toplum kurallarını bilen, kaidelerine uyan, takip edilip örnek olabilen, özetle ‘’bir duruşu’’ sergileyebilme sanatıdır. Bu duruş ki tek başına oluşturabileceğiniz gibi aile ve atalarınızdan görüp benimsediğiniz soyluluk işaretidir.
Gelin görün ki Cumhuriyet döneminden bu güne kadar gelen sosyetelik kavramı günümüzdeki sosyetelikle yâda sosyetik olma çabalarıyla bağdaşmamaktadır.
Eğer Asilzade bir aile mensubu olarak doğmuşsanız, öyle dışarıdan görüldüğü ve taklit edildiği gibi kolay bir şey değildir sosyete olabilmek.
Örnek vermek gerekirse; sosyete sınıfına girmişseniz veya siz istemeseniz de dahil edilmişseniz öyle istediğiniz gibi davranamazsınız. Her hareketinizi kontrol etmek, her hatanızı asgariye düşürmek, her defasında sizin üzerinize giydirilmiş kaftanı ağırda olsa taşımak zorundasınızdır.
Herkesten kocaman bir ‘’Bravo’’ almaktan başka lüksünüz yoktur.
Günümüzde ‘’sosyete’’ başlığı altında toplanan topluluklara baktığımızda ise kendilerinin ‘’burjuva’’sınıfı olarak tabir edilen topluluğa girmekten haz duyan, marka düşkünlüğü hastalık boyutlarına ulaşıp, bunun farkında olamayan, yaşam standardını yüksek tutmaya çalışırken, alt yâda orta tabakadan bi-haber yaşayan, çalışmayan, üretmeyen, hazıra konan inkar edilemez bir kesimin varlığını fark edersiniz. Oysa ‘’ louis vuitton’’ çanta takmakla ‘’Armani ‘’ kot giymekle ve belirlediğiniz mekânlarda görünmekle sosyete olunamayacağının farkında olamayan gençlere seslenmek gerekirse;
Bu sınıfa tüm çaba ve gayretlerinize rağmen girebildiyseniz eğer;
Belirlediğiniz mekânlarda, diğerleriyle aynı yöntemle demlenen çayın bardağına üç TL. Vermek yerine elli kuruş ödeyip içemezsiniz,
Alış-veriş tutkunluğunuza sebep dolup taşan dolabınızda giyinmediklerinizi fakir-fukaraya dağıtamazsınız. Çünkü fukara ısınmak ve örtünmek amacıyla giyinmeyi amaç edinmişken ne yapsın senin aykırı ve farklı olacağım diye taşıdığın kıyafetleri.
Hele ki o sizinle yiyip-içen dostlarınızın hiçbirini kötü günlerinizde yanınızda göremezsiniz.
‘’param yok’’ deseniz inandıramazsınız.
Deniz kenarında gidip salaş bir yerde balık-ekmek yiyemezsiniz. Mangal yakamazsınız.
İşe ihtiyacınız olsa dahi ‘’ne iş olsa yapabilirim’’ mantığıyla örneğin garsonluk yapamazsınız.
Cenazelerinizde millet beni bakımsız görmesin diye rahatça ağlayamazsınız.
Hatalarınızı sürekli ört-bas etmek zorunda kalıp ‘’ evet hata yapmışım ‘’ diyemezsiniz.
Zor görmeden zora karşı direnç gösteremezsiniz.
Ve bu liste o kadar çok uzar gider ki ‘’Sosyete olacağım diye ömrümü yemişim’’ dediğinizde iş işten çoktan geçmiştir farkına varamazsınız.
Şimdi günümüz şartlarında üç kişiden birinin aç olduğunu düşünerek kendinizi dilediğiniz kadar yıpratabilirsiniz.
Can Dündar’ın dediği gibi ‘’Bu ülke gazetelerinin ikinci sayfasında ünlülerin nasıl yaşadıkları, üçüncü sayfasında ünsüzlerin nasıl öldükleri yer alır ‘’ cümlesinden yola çıkarak hayatın içinden geçerken hatanızla, günahınızla, sevabınızla, alın terinizle bir duruş sergilemeniz dileğiyle…