Ne olsun memleketim de
Her gün askerlerimiz şehit oluyor,
öğretmenlerimiz kaçırılıp öldürülüyor
Adalet aranıyor bulunamıyor
Haksızlıklarına karşı direnen insanların ölmesi bekleniliyor ,
seyirlik sinema gibi izleniliyor
sonrasında hayat normale dönüyor
Bütün Türkiye Nuriye ve Semih öğretmeni açlık grevine başlayınca tanıdı. Ohal kararnamesi ile işten atılan beş bin akademisyenden, elli bin öğretmen ve yüz elli bin çalışandan biriydi oysa. Greve başlamasaydılar hiç birimizin ruhu duymayacaktı keza. Tıpkı hükümlülerden haberdar olmadığımız gibi.
Grev konusu haklarının geri verilmesi mücadelesi olsa da, ortada Türkiye’nin gözü önünde iki insanın ölümünün beklenmesi var sonuç olarak.
Adalete olan inancımızı yitirmemek adına illa ki suçluların ,suçlarını çekmeleri tarafında duruş sergilememiz vatandaşlık görevimizdir elbette.
Ama insanca…
Diyelim ki Nuriye ve Semih terör örgütlerine hizmet eden, vatanına milletine kasıtları olan insanlar.
Diyelim ki davalarında haklılık payları yüzde sıfır.
Ve diyelim ki dünyanın en cani insanları.
Ama canlı…
Olaya sadece ‘’Allah’ın verdiği can’’ kısmından bakmak ve sonrasında haklı,haksız savunması yapmak lazımdır. Adalet ve Demokrasi bunu gerektirir .Keza Türkiye’nin can düşmanı Abdullah Öcalan’a yaptığımız insani muamele göz önünde olan bir örnekse.
İki insanın suçlu olması ve suçlarını çekmeleri devletin ve adalet sisteminin görevi olsa da ölümü beklenen canlıların suçluluğu ölümlerinden sonra geçersiz bir hal alır.
Nuriye ve Semih ancak canlıyken yargılanabilir öldükten sonra kati hükümle kimse suçlu olduğunu ispat edemez.Sadece varsayımlarla öyleymiş denilebilir.
Şimdi konuya nefes alan bir canlı olduklarını düşünerek devam edersek; dinimiz Allah’ın verdiği canı bir tek Allah alır’’diye emretmiştir. İntihar eden bir insanın cenaze namazının kılınmayacağı bile söylenir. Nuriye ve Semih 112 gündür kendi canlarına kast ediyor. Ve bizler buna seyirci kalıyoruz.bir nevi günahlarına ortak oluyoruz da denilebilir.
Ha diyeceksiniz ki ‘’Aman kendi canları kendi günahları bize ne …
Diyemeyiz…
Hukukçu olmadığım için hukuki yönden açıklama yapmak bana düşmez bilinciyle, insan olarak diyemeyiz.Öte yandan hukuki bir süreçte hukukun ve hükümetin buna müsaade etmemesi gerekir. Aksi düşünülüyorsa Türkiye hukuk siteminde ötenaziye de izin verilirdi diye düşünürüm kanımca. Bizim hukuk sistemimizde ,suçlunun suçu karar verildikten sonra yüzüne okunur.Ölü bir insana suçlu olduğu kararı okunmaz. Dolayısıyla ,bir canlının suçlu da olsa ölümü göz göre göre beklenemez. Çünkü ;
Ölen insan yargılanamaz.
Ve insan nefes aldığı sürece yaşadığı toprak üzerinde suçluluğu ispat edilene kadar mahkemesi görülür ve suçlu sayılabilir. Suçlunun cezası ölüm verilse bile öldükten sonra ki mahkemesi ,ne hukuğun, ne de hükümetin görevidir.
O mahkeme-i Kübra ki hiçbir kulun haddine düşmez.





YÜREĞİNE SAĞLIK SEVGİLİ ELVAN.... YAZILARINI BÜYÜK BİR ZEVKLE OKUYORUM VE TESPİTLERİNE DE SONUNA KADAR KATILIYORUM...