YARDIM KAMPANYASI KAVGASI
ELİF ÇAVUŞ

ELİF ÇAVUŞ

YARDIM KAMPANYASI KAVGASI

01 Nisan 2020 - 17:05 - Güncelleme: 01 Nisan 2020 - 17:12

Önce Ankara Büyükşehir Belediyesi sonra da İstanbul Büyükşehir Belediyesi, koronavirüs nedeniyle yardıma muhtaç vatandaşlar için yardım kampanyası başlattı.

Bu yardım kampanyasının sadece kamu görevi olmadığını, vicdani bir sorumluluk olduğunu söylediler.

Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, adeta "yardımın alasını biz yaparız" der gibi "Biz bize yeteriz" kampanyasını başlattı ve iban numarası verdi. Kendisi de 7 aylık maaşını bağışladı.

Yani 568 bin 750 TL.

Devlet vatandaşına iban verdi.

Dünyada görülmemiş.

CHP ve İYİ Parti "Yardım yapmamız gerekirken, yardım topluyoruz" diyerek kampanyayı protesto etti.

Tam bu çerçeveden bakacaktık ki...

Olacak iş değil; İBB ve ABB'nin hesapları bloke edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Devlet içinde devlet olmanın anlamı yoktur" dedi.

Bu nasıl bir korku, bu nasıl bir endişe?

Türkiye'yi yardım kampanyasında bile bölecek siyaset yapmak hele de böyle insanların canı boğazındayken hangi vicdana sığar?

Talihsiz bir durumdayız.

Herkes can derdinde, kimin kampanyasına katılacağımıza karar vermeye çalışıyoruz.

Belediyeler dava açacaklarını söylüyor.

Açsan ne olacak ki?

O mahkemeden bu mahkemeye zaman geçecek ve sonuçta iş işten geçmiş olacak.

Yani tam; "Ben mi devlete para vereceğim, devlet bana mı verecek?" konusunu tartışacakken bu tartışmayı yok edecek çok daha beter bir tartışma konumuz olmuş oldu.

Bravo...

Net olarak şunu söylemeliyim ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreci AK Parti Genel Başkanı gibi yönetiyor ve bu başka kendisi olmak üzere birliğimize, bütünlüğümüze, ve bu zor sürece inanılmaz zarar veriyor.

Bu kampanya tamamen siyaset hamlesi.

"Biz bize yeteriz" derken?

Yürüttüğü siyasetle yarattığı karşıtlığa "Biz de bize yeteriz o zaman" dedirtiyor...

Maalesef koronavirüsü krizini soğuk kanlı yönetemiyoruz.

Bütün dünya ülkeleri insanların canını kurtarmaya çalışırken, "benim kampanyam senin kampanyanı döver" tartışması rezillikten başka bir şey değildir.

Böyle bir kriz ortamında devletin işi ancak pansuman olabilecek yardımı  toplamak değil, krizi en az zararla atlatabilecek ekonomik tedbirleri geliştirmek ve işsizlik yarasını tedavi edecek çözümler üretmektir.

Ayrıca toplanan paraların nereye harcandığını bilmek zorundayız.

Münafığın üç alametinden şöyle bahsedilir;

"Konuştuğunda yalan söyler, kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder, söz verdiği zaman sözünde durmaz"

Biz devletimize güvenmek zorundayız.

Toplanan yardımların yardıma muhtaç kişilere ulaştırılacağına güvenmek zorundayız.

Elimizden güvenmekten başka bir şey gelmiyor çünkü...

 

***

Bir konunun daha altını çizmek istiyorum.

Bu süreçte gazeteciler ve bilim insanları yani vatandaşa bilgi aktaran kişiler büyük bir sorumluluk taşıyor, taşıması gerekiyor.

TV programlarında bazı bilim insanlarının, haber programlarında da çoğu gazetecinin güzel ve umut verici tablo çizmeye çalıştığı çabasını görüyorum.

Bunun sebebi hükümetinde izlediği politika gibi halkı galeyana getirmemek ya da siyasetin o çirkin yüzünden korkmak.

Geçen bir tartışma programında bir profesör diğer profesöre, "Ben devlette çalışmıyorum. Sen şimdi söyleyemezsin, ben söyleyeyim" diyerek bazı gerçekleri rakamlarla anlattı.

Koca profesörün gerçeği açıklamaktan korktuğu bir ülkeden bahsediyoruz.

Tehlike varsa "tehlike var" demeli, şeffaf olunmalı.

Önlemler ona göre alınmalı...

Yoksa bu süreci çok daha fazla can kaybı yaşayarak atlatmak zorunda kalacağız.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • ÖZDEMİR HAFIZOĞLU
    5 ay önce
    Seni yürekten tebrik ediyorum Elif Hanım.... Kırılamayacak kalemine sağlık...

Son Yazılar