Şampiyon Teknik Direktörü hakemler ile yönetim birlikte yok etti.
Şimdi sıra şampiyon yapan başkan ve yönetiminde…
Oldu bitti, şike de kapandı futbol da temizlendi…
Peki hakkı yenen, şampiyonluğu, sevinci, kadrosu, çalınan Trabzonspor bu hale gelirken şikeciler ve onların yandaşları nasıl oldu da bugün dimdik ayakta kaldı.
Şike sürecinden sonra haklının güçlü olması yerine güçlünün haklı olması süreci nasıl işledi…
Bunda futbolun baronlarının olduğu kadar bizim, yani Trabzonsporluların kabahati yok mu?
ŞENER’DEN TARİHİ HATA
Gelin Türkiye Futbol Federasyonu seçimlerine uzanalım çünkü bu sürecin kırılma anı orada başladı.
Şike sürecini iyi götüren Sadri Şener’in bu seçimlerde en büyük hatasını yaptı ve O’nu da Trabzonspor’a Kulüp Başkanı yapan kişilerin, ipiyle kuyuya indi.
Maalesef Şener’i başkan yapan bu zihniyet TFF yönetimine adam sokmak gibi küçük hesaplar peşinde koştuğundan Yıldırım Demirören’e destek verdi.
O gün sonun başlangıcıydı.
GÜNEŞ’İN İPİNİ ÇEKEN 4 HAKEM Önce Demirören gurubu tv ve gazeteleri ile Hüriyet gurubu Sadri Şener’in kupa istemesiyle dalga geçerek onu itibarsızlaştırmaya başladı. Şener’in de bunlara çanak tutan hataları oldu ancak Trabzonsporluların bu oyunu görememesi ve bozamaması şike sürecini şikeciler lehine döndürdü.
Şener aldatıldığını öğrenince destek verdiği Yıldırım Demirören’e savaş açtı ancak ne arkasında Aziz Yıldırım’ın arkasındaki taraftar gücünü ne camia gücünü ne de basın gücünü bulabildi.
Sonrası kolaydı. Zaten kadrosu iyi olmayan Trabzonspor’un iyi oynadığı maçlarda hakemler sahne aldı, kötü olduklarında zaten kaybediyordu takım. Son yaşanan olaylar Şener ve yönetiminin Yıldırım Demirören’e açtığı savaşı kaybettiğinin göstergesidir. Sadri Şener’in TFF’yi yıkmaya gücü yetmedi ama TFF Bursaspor, Antalyaspor, Eskişehirspor ve Karabükspor maçlarındaki 4 hakemiyle Şener’in işini bitirdi. Ama tabi bu adaletsiz sistemi değiştiremeyen ve isyan eden Şenol Güneş ilk fire oldu.
ULUSAL BASIN VE ŞİKECİLER Trabzonspor’un bu konuma gelmesi için uğraşan ve bu süreci yönetenlerin amacı; “Kupa istemeyen bir başkan ve yönetici ekibi…”
“Şikeciler”in ipliklerini pazara seren, her fırsatta adalet diye haykıran Trabzonspor camiası açık açık susturulmak isteniyor. Bunu da “Kupa peşine düştüler, ligi unuttular” gibi bir çığırtkanlıkla yaptılar, yapıyorlar.
Kimse kusura bakmasın ama yönetim de, futbolcular da, basın da hepimiz bu hapı yuttuk.
Bugün en fanatik Trabzonsporlu bile önceliğin kupaya değil sahaya verilmesi gerektiğini düşünüyor ki öteden beri planlanan şey de buydu zaten… İşin özü, “Temiz Futbol” eylemleri, UEFA’ya şikayetler, TFF’ye şikayetler sonucu da TFF lige etkisiyle “Artık çok oluyorsunuz” demek istiyor.
Ama unuttukları bir şey var. Trabzonspor’da bir Şenol Güneş gider diğeri gelir. Bir Sadri Şener gider diğeri gelir. Trabzonspor’un inadı ve isyanı bitmez.
Bu savaş da ilk raundu onlar kazandı ancak bu savaş 50 yıl bitmez…
HAYRETTİN ABİ TRAVMASI Trabzonspor’un yıkım işleminin ilk hamlesi başarılı olarak gerçekleştirildi. Tabi tüm kabahat TFF ve futbolun egemen güçlerinde değil.
Bizler de camia olarak onlara o kadar yardım ettik ki.
Trabzonspor için kırılma noktası Hayrettin Hacısalihoğlu’nun istifasıdır.
Güneş’in yönetimden istifa eden Hayrettin Hacısalihoğlu ile yakınlığı da Şener’le aralarının açılmasının en büyük faktörlerinden birisi. “Sen zot, ben zot, ata kim verecek ot” misali… Şenol Güneş, bu takımı şampiyon yapmıştır. Takımın kötü gidişatını Güneş’e bağlamak bence en büyük nankörlüktür. Şenol Güneş’in Trabzon’a geldiği günün atmosferinde Broos yönetiminde dibe vuran bir takım ve büyüklüğü tartışılan bir camia vardı ortada. O takımı Güneş, bütün olumsuzluklara rağmen 1.5 yılda şampiyonluğa götürmüştür.
ŞİMDİ NE YAPMALI
Çare çok basit!
Bugünden itibaren sezon sonuna kadar herkes susmalı ve tek yürek olarak Tolunay Hoca’ya destek vermeli. Ama Sadri Şener ama bir başkası kim gelirse gelsin birinci hedefi şikecilerle savaş ve Trabzonspor’un şampiyonluğunun alınması olmalı. Bu bir kupa meselesi değildir.
O kupanın gelmesi demek Trabzonspor ve diğer Anadolu kulüplerinin önünün açılması ve futbolda güçlünün değil, haklının kazanmasının yolunun açılması demektir.
İstanbul basının pompasıyla “kupayı bırakın lige bakın” diyenlerin büyük resme bakamama ufuksuzluğuna kimse kanmamalı.
Sağduyu ve yöneticilik vasfından uzak bir kısım taraftarın “istifa” söylemleri de sezon sonuna kadar bir kenarda tutulmalı. Taraftar önce kendi arasında birlik olmalı.Trabzon bir krizi daha kaldıramaz. Bu açık açık TFF’nin savaşı kazandığının göstergesi olur.
Unutulmamalıdır ki emperyalist güçler yönetmek istedikleri ülkeleri kendi içinde savaştırır. Bugün Trabzonspor kendi içinde savaşı bırakıp tüm gücüyle adalet için savaş vermelidir.