Trabzon denince akla ne gelir?
ELİF ÇAVUŞ

ELİF ÇAVUŞ

Trabzon denince akla ne gelir?

20 Ocak 2017 - 10:51 - Güncelleme: 20 Ocak 2017 - 11:16

Vaktiyle Faruk Özak’ın Trabzon’u tanımlamak için söylediği meşhur “metrekareye en fazla sanatçı” düşen şehir tanımlaması bizce geçmişi ve geçmiş olan Trabzon’u anlatmak için iyi bir aforizma. 

Zira “Trabzon denince akla” diye şiire başlayan Bedri Rahmiler, lokantalarında piyano çalınan Rum’u, Ermenisi, Hristiyanı, Müslümanı kardeşçesine yaşanan şehir yok artık. 

Trabzon denilince akla artık “Bir salkım karayemiş” ne de ülkenin en ön saflarında yer alan sanatçılar geliyor. Öyle ki o özlenen Trabzon’un kırıntılarını taşıyan Volkan Konaklar, Nihat Gençler’in arkasına da teneke bağlıyor cühela çoğunluk.

Yalnızca sanatta da değil, siyasete, bürokraside Türkiye’nin Çimentosunu yoğuran isimler nerede bugünküler nerede?

Geçenlerde Atilla Bölükbaşı ve Veysel Usta tarafından hazırlanan ve Akçaabat Belediyesi tarafından kitabı yayınlanan Başbakan Hasan Sakalar, bakanlık yapmış Ahmet Şenerler, Adnan Kahveciler, Valilik yapmış Recep Yazıcıoğlular nerede bugünküler nerde.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sıklıkla kullandığı, “Eşek ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır” sözü ezcümle her şeyi anlatıyor aslında. 

Diklenmeden daima dik durması karakteri olan Trabzon’u temsil edenlerin, Meclis’te her kavgada en ön safta olması bunlarla gündeme gelmesi ne kadar anlamlı. 

Geçmişte Milletvekili Oktay Saral’ın HDP’li Milletvekiline attığı yumruğun ardından Cumhurbaşkanı tarafından tebrik edildiği ve bu yumrukla Of Belediye Başkanını belirlediği yazılıp çizilmişti. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a biat etmediği ve Abdullah Gül ile ilişkileri sıcak olduğu için Kemalettin Göktaş’ın nasıl harcandığı ise herkesin malumu. 

Bu kültür ülkemizde “en çok da ilimizde” maalesef parti, sosyal sınıf, zümre, gurup demeden her yere yerleşmiş durumda. En çok çalışan, düşünen, üreten, anlayan yerine en çok biat eden, dayak atan, dayak yiyenin kazandığı, değer gördüğü bir dönemdeyiz.

Son dönemin en popüler tartışmaları AKP Milletvekili Muhammet Balta’nın ayağının ısırıldığı iddiası üzerinden yapılıyor. Balta’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olan bağlılığını ve sevgisini ispat etme gibi bir derdi olmasa gerek. Zira bu konu herkesin malumu. 

Zaten son dönemde iktidarı-muhalefeti, Milletvekillerinin Meclis’te, yukarıdan gelen talimatı yerine getirme veya bunun için mücadele etme dışında bir görevi yok. Bakanlar biraz daha imkanlara sahip olsa da onlar da rutin işler dışındaki önemli konuları daha yukarıdan gelen talimatlara göre yapmak zorunda. 

Zincirin son halkasında ise daha altta bu isimlere biat eden siyasetçiler, bürokraside görevli isimler ve görev bekleyenler var. Bu zincir böyle uzayıp gidiyor. 

Örnekse aynı cephenin farklı tarzı seven bir ismi Cevdet Erdöl ise sigara yasağıyla ve sağlık sisteminde yapılan dönüşümle hatırlanacak. 

Mazhar Yıldırımhan, Ayasofya’yı camiye çeviren isim olarak anılacak, 

Erdoğan Bayraktar şehirleri dönüştürüp daha sonra bir kızgınlık anında siyaset kariyerini bitiren isim olarak anılacak, 

doğru veya yanlış İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, devlete meydan okuyan teröristlere meydan okuyan belki de onları alt edenbir siyasi lider olarak anılacak.

Biz isteriz ki Milletvekilleri, bürokratlar, siyasiler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi eserleriyle anılsınlar. 

Maalesef Oktay Saral yumruğuyla, Muhammet Balta ısırılmasıyla hatırlanacak. Ve eğer ısırılmışsa onu ısıran vekil de ısırığıyla anılacak. 

Bir de kraldan çok kralcılar var, bu eleştirileri bir türlü hazmedemeyen bir zümre... Para karşılığında biat kültürünü ahlak edinmiş, tek vasıfı o biat ettikleri kişilerin sözcülüğünü yapmak ve onları eleştirenlere saldırmak... 

Ülkede ne kadar hukuk tartışılır halde olsa da bu ülke bir hukuk devletidir. Gazeteci yazar... Kimileri bu yazılanlardan ders alır kimileri de susturmak için ısırıldıkları gibi ısırmaya kalkar. 

Eleştirilmek istemeyen mandıra filozofu olsun, dağa çıkıp salatalık, domates üretsin... 

 

ALTUNTAŞ, HEM LİYAKATLİ HEM SİYASETLİ

Trabzon Ak Parti Kadın kolları başkan yardımcısıyken, Diyarbakır belediyesi özel kalem müdürlüğüne ataması yapılan Emine Altuntaş, iş başı yaptı. Dün, facebook’tan Diyarbakır’dan yer bildirimi yapan Altuntaş Diyarbakır’un Ulu Cami’nden yaptığı yer bildiriminde “Huzur” diye de ifade kullandı. Altuntaş’ın, bir müddet Diyarbakır belediyesi özel kelam müdürlüğü görevini yaptıktan sonra 

Trabzon’a Sosyal hizmetler il müdürlüğüne yatay geçiş yapacağı belirtiliyor. Ancak son günlerde hem medyada hem siyasi kulislerde Altuntaş’a karşı bilinçli bir kampanya başlatılmış gibi. 

Kaynağı kimdir, nedir bilmiyoruz ancak maksatlı olduğu kesin. 

Bugüne kadar liyakati, sadakati, siyaseti önemsemeyenler birden bire bunlara sarılır oldu. 

Dışarıdan birisi olarak söyleyelim: Altuntaş’ta liyakat da, siyaset de, sadakat de var. 

Yaptığı projeleri, çalışkanlığı ve birikimiyle başarılı olacağını düşünüyoruz. Tabi siyaseten ayak oyunlarıyla yıkılmazsa…

Garip olan ise kendi istediği olunca yasa-etik-metik dinlemen bir gurubun birden bire bunlara sarılır olması. 

 

SOYLU GİTTİ, TRABZON KİME EMANET

Trabzon’da Bakan Süleyman Soylu’nun “Beni tanıdıkça daha çok seveceksiniz” sözü topluma bakıldığında gerçekleşiyor gibi. Stratejinin doğruluğu veya yanlışlığının tartışılabilir olduğunu düşünmekle birlikte Soylu’nun Türkiye Cumhuriyeti açısından verdiği mücadeleyi takdir etmemek mümkün değil. 

Soylu’nun, çalışkanlığı, lider kişiliği ve en kritik dönemde en kritik göreve gelmiş olması ile uyguladığı “şahin” politikanın şehrin damarlarında karşılık bulması onun sevilmesine sebep oldu. Başlangıçta Trabzon’un dinamiklerini bilmemekten kaynaklanan bazı hatalar yapmış olsa da Mazhar Yıldırımhan’ı yanına alması ve ardından şehrin dinamiklerini dikkate alması onun Trabzon’da tartışmasız kabul görmesini sağladı.

Ancak bir sorun oluştu ki bizce şehrimiz açısından çok önemli. 

Soylu her ne kadar ülke meselelerinden kalan zamanını Trabzon’a ayırıyor olsa da Trabzon’un istediği yatırımları alması ekstra mesai ile olacak gibi değil. Bu yüzden ya Trabzon milletvekillerinden birine görev ve yetki vermeli ya da Trabzon’a yeni bir bakan verilmeli.

 

KOCASINA HALA AŞIK KADINLAR 

Sevgi Pekşen ve Nurten Hayali... İkisi de çok genç yaşta eşlerini kaybeden ve biri iki erkek çocuk, diğeri ise üç kız çocuğu yetiştirip hem annelik hem de babalık yapan elleri öpülesi kadınlar... 

Hala eşlerini gururla, hasretle, aşkla anlatırlar... "Benim kocam...." diye başlayan cümlelerinin altında müthiş bir sevgi, müthiş bir aşk olduğunu hissedersiniz... Yılların ve yokluğun korkunç yüzüne rağmen asla eşlerine olan sevgi ve saygılarını kaybetmemiş bu kadınların aşklarını görünce, şimdinin aşklarının ne kadar anlamsız ve boş olduğunu görmek yaşadığımız döneme adeta düşman ediyor insanı... 

Her seferinde eşlerine olan sadakatlarine gıpta ile baktığım bu iki kadının eşlerini kaybetselerde şanslı oldukları inancındayım. Öyle yürek olur mu?... Öyle sevgi, öyle aşk olur mu?....

Eşlerine rahmet diliyorum, Sevgi ve Nurten hanımın yüreklerine  de sağlık... 

Sevgi Pekşen ve Nurten Hayali gibi yürekli kadınlara selam olsun..

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar