Moloz, Sümela Manastırı değildir!
ELİF ÇAVUŞ

ELİF ÇAVUŞ

Moloz, Sümela Manastırı değildir!

18 Mart 2016 - 09:50

Benim “Akçaabat Dolmuşu” hikâyelerim meşhurdur.

Bilen bilir.

İnsanın olduğu her noktada muhakkak haber vardır” düşüncesi sürekli aktif bir kafa yapısı ile gittiğimiz her noktada analiz ve tespit yapma hastalığı! ile yaşamımızı sürdürüyoruz.

Bu anlamda bana çoğu zaman en iyi malzemeler gün içerisinde muhakkak kullandığım toplu taşıma araçlarından çıkıyor.

Otobüs, dolmuş, toplumun nabzını ölçmek için en ideal yerler.

Bizi yönetenlerin en büyük eksiği de bu.

Sokakta gezmeden, dolmuşa binmeden, otobüse binmeden yaşadığın şehri ne kadar anlamayabilirsin ki…

Gerçi böyle bir dertleri olduğunu sanmıyorum o da ayrı bir mesele.

Kim daha fazla kazanacak, hangi ihaleyi kime verelim, ne yapsak da bir daha göremeyeceğimiz bu koltuklardan fayda sağlasak, dönemimizi boş geçmesek derdindeler.

Şimdiden söyleyeyim.

Felaket tellallığı suçlaması” yapılacaksa direk kabul ediyorum.

Çünkü durum felaket!

Şimdi eski Moloz’u hayal edin…

Hani şu çöp yığınının dağ olduğu ve kokudan geçilmeyen Moloz’u…

Şimdi önümüzde Moloz varken, ben size desem ki,

Hayır; burası Sümela Manastırı…

Bu gördüğünüz çöp değil, aslında onların hepsi birer çam ağacı.

Bu kokuda yeşilin kokusu

Kaç kişi inanır?

Çöpü buradan kaldırmak yerine, göz boyasam, “İnanırsanız size para vereceğim, iş vereceğim, ev araba vereceğim” desem…

Kaç kişi inanır?

Peki, yöntemi değiştiriyorum, şöyle desem; “İnanmazsanız işinizi elinizden alırım, evinizi elinizden alırım, aracınızı elinizden alırım?

Kaç kişi inanır?

Durum bu…

Güzel tablolar çizen, fotoğrafın görülmesini istemeyen, kirleri halının altına atan, ümit ve umut tüccarlığı yapan insanlar tuzu kuru insanlardır.

Bu tuzu kuruların da en asli görevi ve hedefi maalesef, Moloz’u Sümela diye yutturabilme yeteneklerini sergileme yarışında zirvelere oynamak.

 

                                                               ***

 

Ankara’daki 3. patlama sonrasında bindiğim Akçaabat dolmuşunda yaşanan diyalog aslında her şeyin özeti.

Diyalog iki kişi arasında geçen bir durumdur ama Trabzon’da tek kişilik diyalog diye de bir olay var. Belki de başka hiçbir yerde rastlayamayız bu duruma. J

Bir kişi yüksek sesle konuşmaya başlar ve kimse cevap vermiyorsa kendisine cevap verir. Herkesin söylediklerini duymasını ister, arada da gözlem yapar ve herkesin kendisini duyup duymadığını teyit etmek ister.

Gelelim tek kişilik gündem özeti diyaloğa;

Şoförün hemen arkasında oturuyorum, olayın kahramanı amca da şoförün yanında.

Amca Akyazı dolaylarında başladı:

-Daha sokağa da çıkılmaz.

-Haşimdi Trabzon’a gidiyrim ama ölür müyüz, kalır mıyız bilmem.

-Helalleştim de çıktım evden. He he volla diyrim.

-Korku girdi mi adamın içine çıkmay.

-Bu nedir yaw, korkarak yaşayruk. Aklı olan uşak da etmez. Habu memlekette nasıl uşak edecesın. Ettin uşağı, okut, büyüt, yolla askere, ölüsü mü gelir, dirisi mi? Okula gönderdin, kız olsa ‘biri bişe mi edecek ona’ diye düşün dur, erkek olsa acaba cemaate mi girecek, acaba aşarşit mi olacak, acaba ne fışki olacak diye düşün.

-Nolacak halımız bilmem. Nere gidiyruk belli değil.

Dolmuşta çıt yok. Herkes dinlemede.

Amca arada bir arkaya dönüp dinleme yoklaması da yapıyor.

Söylenmeye devam ediyor.

-Emekliyim ben.

-Haburda yaşasam da beş on sene yaşarım.

-Ölüm korkusu ensemizde dolanıy yaw.

-Kimse sokağa çıkmay, uşaklarım İstanbul’da.

-Her gün arayrım.

-Uşağım toplu yerlere gitmeyin.

Dolmuşta yine çıt yok.

Kimse amcaya cevap vermiyor.

Amca en son hızını alamıyor.

Dönüyor arkasını ve ‘dolmuşa sesleniş’ yapıyor.

-He he siz susun. Sira size da gelecek. Bize da gelecek. Acaba desem size ki akşam maç noldi? Bak o zaman hepiniz bir ağızdan konuşmaz mısınız?

Dolmuşta gülüşmeler oluyor...

Ben ise kayıttayım.

O amcanın boşuna konuşmadığını bilmesini istediğim için de bu yazıyı yazdım.

 

                                                        ***

Önemli olan Moloz’un Moloz olduğunu görebilmek, önemli olan Moloz’un Sümela olmadığını tehdide, şantaja, vaatlere rağmen haykırabilmek, yani önemli olan molozu ortadan kaldırabilmek…

Yaşanan olayların yarattığı toplumsal travmalardan, bu travmalar yetmezmişçesine oluşturulmak istenen korku psikolojinden toplumun her kesimde ne kadar büyük endişe yaşadığı gayet ortada.

Endişeliyiz ve korkuyoruz.

 TV ve gazeteler aracılığı ile de Moloz’u ne kadar Sümela Manastırı gibi sunsalar da bir zamanlar “Evlerinde zor tutuyoruz” denilen insanların bile artık mecburen evlerinde durduğu aşikar.

Moloz, Sümela değildir, Molozu ortadan kaldırın… 

Son Yazılar