Kahve önü ÇATLAK mozaik!
ELİF ÇAVUŞ

ELİF ÇAVUŞ

Kahve önü ÇATLAK mozaik!

26 Temmuz 2015 - 13:22 - Güncelleme: 26 Temmuz 2015 - 13:25

Memlekette bir şey doğru gitse şaşırır olduk.

Bu memleketi yönetenler Ordu’da mı yaşıyor, Giresun’da mı, İstanbul’da mı, Ankara’da mı?

Göç veren Trabzon’umuzun gurbetçileri memleketlerine dönünce şehir kalabalıklaştı ve bundan 10 yıl sonra Trabzon’un rutini haline gelecek bu insan ve araç trafiği neticesinde ne kadar sıkışmışlık yaşanacağını şimdiden acı bir şekilde görüyoruz.

Trafikten bahsediyorum.

Belirli saatler aralığında şehrin belirli noktalarında tıkanan trafik artık gün boyu Akçaabat’tan başlayıp Değirmendere’ye kadar devam ediyor.

Öyle böyle değil…

Akçaabat’ta ana yoldaki trafik sıkışıklığından kaçan vatandaşlar, arka yol güzergahına gidiyor ve arka yol trafiği de dahi sıkışıyor.

Akçaabat Devlet Hastanesi’nin bu bölgede yaratacağı trafiği gözardı edenler dört yol göbeğine bir polis yerleştirip işi çözme çabasında…

Tanjant’ı ve şehir içini saymıyorum bile,

Şehrin tek açık noktası sahil yolu.

Akşam saatlerinde sahil yolu üzerinde ceplerde de kontrolsüz bir trafik yoğunluğu var.

Akyazı yolunu 4 aydır açamayan bir sistemden bahsediyoruz... 

Hal böyle iken, masa başı toplantılar, egosu yüksek açıklamalar, protokol imzalamalar, soğuk ve resmi tüm buluşmalar verilen sıcak(!) ve samimiyetsiz görüntüler, boy boy fotoğraflar ve beraberinde gelen göz boyayan haberler…

Hepsinin ve hiç birinin şovdan başka bir işe yaradığı yok.

Trafik böyle,

Ayrıca biz sinirli ve sinirlerini kontrol edemeyen bir milletiz, sabırsız bir milletiz, Trabzon bu trafiği kaldırmaz…

Gelelim deniz kenarı katillerine…  

Yaylacık’ta oturuyorum.

Söylemesi ayıptır tam da deniz kenarında evimiz.

Balkonumuzdan denizi büyük bir açıyla görebiliyoruz.

Hiç öyle imrenilecek bir durum değil, tam bir işkence…

Düşünsenize deniz burnunuzun dibinde ve sadece bakabiliyorsunuz.

Muhteşem bir kıyı ama pislikten geçilmiyor, kullanılmıyor,

Daha da ötesi denize girilmiyor,

Çünkü Akçaabat Devlet Hastanesi’nin bütün atıkları bu bölgeye akıyor ve her yıl bir iki kez tıkanan derin deşarj sistemi de yine bu bölgede…

Sahil projesi hazır başlangıcı yapılmış ama uzun bir süredir hareket yok.

Üç beş yıl önce dikilen palmiye ağaçları, öyle gariban bir şekilde ne ait olabilmiş bulunduğu yere ne de bir görüntü oluşturmuş.

Güzelim sahil öylece duruyor,

Birkaç genç çift ara sıra romantizm yaşıyor sahil kenarı taşlarına oturup ve uzağa gidemeyen mahallenin çocukları bol yağlı kirli suda yüzüyor…

Güzelim kıyımızın nimetleri bundan ibaret. 

Mesela bu ev aynı manzara ve konumu ile İstanbul, İzmir, Antalya’da olsaydı en az 600 bin tl değeri vardı.

Bu sahil yine İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da olsa etrafı otellerle dolar, tam bir turizm merkezi haline getirildi.

Restoranlar ve kafelerle süslenirdi.

Gelelim cadde işgallerine

Her sokak arası bir kahvehane olmuş.

Hamamizade’ye gittiniz mi hiç?

Eşinizi ya da kızınızı yanınıza alın,

Kunduracılar Caddesi düzleminden ailenizle birlikte Hamamizade Kültür Merkezi’ne gidin, daha doğrusu gitmeye çalışın…

Bir tek kameralar ve sizinle röportaj yapan TV muhabirlerinin eksik olduğunu göreceksiniz.

Podyumda yürüyorsunuz sanki ve kitle de öyle modacılar falan değil, siz geçerken masalardaki sohbetini bitirip, gözleriyle gideceğiniz yere kadar eşlik eden bir kitle…

Rahatsız olmayan varsa buyursun geçsin,

Biz sokak aralarımızın çoğunu kullanamıyoruz.

Yılmaz Erdoğan’ın Ankara’yı anlattığı şiirden bir mısrayı uyarlarsak;

“Kahve önü çatlak mozaik

Bel kemiğine tehdit

küfürler içinde

Çok sigara içen

Erkekler”

Çok daha ağır sözlerle ifade edebilirim durumu ama bu şimdilik yeterli olur.

Bu şehrin sokaklarını kullanmayan, kafelerinde oturmayan, yollarından araçlarla geçmeyen, bu şehrin denizine girmeyen, bu şehrin sadece oyuyla hayatın tüm nimetlerinden faydalanan insanlar tarafından yönetildiğimizin altını bir kez daha çizmek istedim.

Hiçbir işe yaramayacağını bile bile…

Son Yazılar