5 gün 4 gece Güneydoğu'da ne yaptık?
ELİF ÇAVUŞ

ELİF ÇAVUŞ

5 gün 4 gece Güneydoğu'da ne yaptık?

23 Ağustos 2020 - 15:27 - Güncelleme: 23 Ağustos 2020 - 16:25

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'nin kültürel etkinlikler çerçevesinde organize ettiği "Güneydoğu'nun Kadim Şehirleri'ni Tanıyoruz, Tarihini Öğreniyoruz" projesi ile Tunceli, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin ve Gaziantep'i bir kez daha gezme fırsatı bulduk.

İçişleri Bakanlığı, Karadeniz ve Güneydoğu arasında köprü oluşturacak bu tür projeleri destekliyor. Daha önce de "Kardeş Şehirler" adı altında bir çok proje hayata geçirildi ve Güneydoğu'daki gazeteciler, STÖ temsilcileri, Karadeniz Bölgesi'ni, Karadeniz'deki gazeteciler ve STÖ temsilcileri Güneydoğu'yu tanıma imkanı buldu.

Bu projeler, iki farklı kültür arasında bir bağ oluşmasını güçlendiriyor. Olumlu ya da olumsuz reel fikirlerin ortaya çıkması iki kültür arasındaki önyargılarımızı yerle bir ediyor. Bu nedenle bu projeleri önemsiyor ve destekliyoruz.

İLK DURAK TUNCELİ...

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ersen Küçük başkanlığında toplam 22 kişilik bir ekiple Trabzon'dan yola çıktık ve ilk durağımız Tunceli oldu.

4 günde 5 tarihi mirası zengin şehirlerimizi tamamıyla gezmemizin elbette imkanı yoktu ancak Nyletur Turizm ve Seyahat Acentası Sahibi Nihat Yılmaz, en önemli yerleri öncelikli sıraya alan güzel bir organizasyon yaptı. Gazetecilerin öneri ve isteklerini de dikkate alan Yılmaz, geziyi az zamanda en verimli hale getirmeyi başardı.

Daha önce Of'ta kaymakamlık yapan ve Tunceli'de Valilik yaptığı sürede Tunceli'yi bir Eskişehir gibi inanılmaz sosyal ve güvenli bir şehir haline getirmeyi başaran Tuncay Sonel'in eserlerini görmek üzere vardığımız şehirde kötü bir sürprizle karşılaştık. Etrafına müthiş tesisleşmelerin inşa edildiği baraj gölünün suyu, aylardır kayıp olan Gülistan Doku'yu arama çalışmaları kapsamında kurutulmuştu.  Genç kızın cesedi halen bulunamamıştı ve bu acı hikayenin etkisiyle Tunceli'den ayrıldık.

DİYARBAKIR'IN SURLARI

Mezopotamya toprakları milyonlarca sayfalık bir tarih kitabı gibi... Defalarca gittiğim topraklarda okudum sandığım bu kitabı yeniden elime aldığımda her seferinde başka şeyler öğreniyordum.

Dünya üzerinde kendisini arayan, hayata nereden başlandığını merak eden, maneviyatını hayatı anlamlandırma üzerine kuran, dinleri araştıran, tarihe meraklı insanların bütün sorularına cevap arayacağı, bulmaya çalışacağı ve bulacağı tek yer Mezopotamya'dır.

Böyle bir derdiniz yoksa bu geziyi bir pek de hoş anlatmayabilirsiniz.  Çünkü gözünüzün göreceği renk Kahverengi'den ibaret olacaktır. Tepenizdeki güneş bir gölge gibi sizi takip edecek ve beyninizin içine işleyecektir. Bir ağaç gölgesine 10 kişi şeklinde sıralanıp soluklanmak isteyeceksinizdir. Titizseniz hele işiniz çok zor. Güneydoğu içim maalesef temiz şehirler diyemeyeceğim. Sokaklarda çöp birikintileri ve kötü koku sanki şehirlerin artık kaderiymiş gibi... Hele bir de koronavirüsün zirve yaptığı illere gittik ki dezenfektandan zehirleneceğiz endişesi koronavirüs endişesini bastırdı diyebiliriz...

İkinci durağımız Diyarbakır'dı.

Gezimize katılmasından mutluluk duyduğumuz Trabzon Büyükşehir Belediyesi Basın Daire Başkanı Selaattin Aydınlı'nın vasıtası ile Trabzonlu bir polis kardeşimiz bize eşlik etti ve bizi Diyarbakır'daki tarihi 10 gözlü köprüye götürdü burada semaver eşliğinde hem Trabzon'u hem de Diyarbakır'ı konuştuk.  Polis radyosunda görev yapan kardeşimizin bu yolculuğu Trabzon Sahil FM'e dayanıyor. Polis olarak atandığı Diyarbakır'a ilk başta önyargılı baktığını anlatsa da 5 yılını geride bıraktığı şehirden ayrılmak istemediğini ve çok sevdiğini söylüyor.

Gece konakladığımız Diyarbakır'da ertesi gün tarihi bir yolculuğa çıktık.

Önce Tarihi Hasan Paşa Hanı'nda kahvaltı yaptık, hemen karşısındaki Diyarbakır Ulu Camii'yi ziyaret ettik ve Çin Seddi’nden sonra öne çıkan en uzun mimari yapı Diyarbakır surlarında zamanı durdurduk.  Surun üzerindeki kitabeler, motifler ve kabartmalar medeniyetlerden kalan bir miras. 5 bin metre uzunluğa sahip olan Diyarbakır Surları 4 kapıya sahip ve 82 burcu ile kentte mutlaka görülmesi gereken bir tarih hazine.

Surlara gelip de Ahmet Arif Edebiyat Müzesi'ni gezmeden olmazdı.

İnandığı yaşam felsefesini ve sevgiyi benzersiz anlatan, hayranı olduğum Ahmet Arif'in müzedeki dizeleri bizi boyut içinde başka bir boyuta taşıdı.

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğruna ölümlere gidip geldiğim,

Zulamdaki mahzun resim,

Haberin var mı?

Görüşmecim yeşil soğan göndermiş,

Karanfil kokuyor cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

Ahmet Arif

 

AH MARDİN, GÜZEL MARDİN

5 gün otobüsün üzerinde geçirecektik, ya ızdırap olacaktı ya da şenlik.... Yalan yok, hayatımda geçirdiğim en güzel otobüs seyahatlerinden birisiydi... Bu kez gezi ekibimiz inanılmaz uyumluydu.

Otobüsü yolculuğu ancak böyle çekilirdi... Selaattin Özcan, Aslan Kar, Halil İleli, Mustafa Kul, Nagihan Demir, Rabia Mollaoğlu, ben arka sıraları kaptık. Selaattin Aydınlı ve Ersen Küçük de zaman zaman kaynatmalarımıza ve sohbetlerimize eşlik ettiler. Mardin'e yolculuğumuz esnasında kötü bir haber aldık. Çay TV Trabzon Temsilcisi Halil İleli'ye amcasını kaybettiği bilgisi ulaştı. Halil, aramızdan ayrılmak zorunda kaldı ve cenazeye katılmak üzere Mardin Havalimanı'ndan Trabzon'a gitti.

Otobüs yavaş yavaş Mardin'e yaklaşırken, gazeteci arkadaşlarımı "En çok Mardin'i beğeneceksiniz" diyerek kodluyordum. Nitekim öyle de oldu, ilk kez Mardin'i görenler şehre hayran kaldı...

Eski Mardin, tarihe ilgili olana bir cennet...

Anadolu'dan geçen hemen hemen tüm uygarlıkların, kültürlerin uğrak yeri Eski Mardin'in kültürel zenginliklerini anlatmaya satırlar yetmez...

Fakat eski Mardin esnafı ekonomik krizden inanılmaz etkilenmiş durumdaydı ve sokakları ilk defa bu kadar pis ve özensiz gördüm. "Bu kadar güzelliği kirletmeye ne hakkımız var?" diye sormadan geçemedik...

ŞANLIURFA DEMEK; GÖBEKLİTEPE DEMEK, SIRA GECESİ DEMEK...

Dünyanın gözü burada Göbeklitepe'de...

Yoğun programımızın içerisinde Göbeklitepe'nin olmadığını farkeden Nagihan ve Rabia, Tur organizasyonunu yapan Nihat Yılmaz ve Ersen Küçük'e daha Urfa'ya gelmeden programa ekletilmesi talebinde bulundu.

Rota yeniden belirlendi ve medeniyet tarihini yeniden yazdıracak olan Göbeklitepe programa eklendi.

12 bin yıl öncesine ait yaşam kalıntılarına rastlanan fakat gizemi halen çözülememiş Göbeklitepe tarih bilgilerimizi sil baştan yapacağa benziyor...

O kadar çok rivayet var ki bu bölge ile ilgili kim neye inanmak istiyorsa ona inanıyor...

Bilim ışığında gelen bilgilerle, şehir efsaneleri yarış halinde...

Burada yaşadığı iddia edilen insan türünün inanılmaz özellikleri gerçekten şaşırtıcı...

4 metre büyüklüğünde, tonlarca ağırlıktaki kayalar, bugünün yüksek mimari yöntemiyle 12 bin yıl önce topraktan çıkartılarak özenli bir şekilde inşa edilmiş. İnanılır gibi değil...

Kayalar üzerindeki oyma işlemiyle yapılan hayvan figürleri,  insanoğlunun hayvanlar üzerinde üstünlük kurma ve tabiata öncülük ettiği bir döneme geçişin izlerini taşıdığı iddia ediliyor...

Bu bölgede insan kalıntılarına henüz rastlanmamış, dolayısıyla arkeologlar ve uzmanlar açılan kazı alanındaki yerin yaşam alanı değil de bir tapınak olduğu iddiasında bulunuyor.

Ancak insanların yaşam alanlarının bölgeye yakın bir yerde olduğu iddiasıyla Göbeklitepe yakınlarda kazı çalışmaları devam ediyor.  Bu kültürel miras, Türkiye'yi dünyanın ilgi odağı haline getirdi diyebiliriz.

Göbeklitepe'yi gördükten sonra şehir merkezine doğru hareket ettik.

Derecenin 41-42 gösterdiği sıcaklığın hissedilenini siz tahmin edin...

Yağmurlu topraklardan, kurak topraklara ani geçiş yapan bedenimiz artık yorgunluktan bitap düşse de Urfa akşamlarının vazgeçilmez eğlencesi Sıra Gecesi için enerji toplamamız gerektiğinin farkındaydık.

Bu nedenle Urfa'da tarihi bir otelde normalden uzun bir süre mola verdik.

Evet artık Sıra Gecesi'ne hazırdık.

Tarihi konuk evlerinden birinde hem akşam yemeği yedik hem de kentin müzik kültürünün vazgeçilmezlerinden olan Sıra Gecesi'ni yaşadık.

Kürtçe şarkılarla halay, Karadeniz müziğiyle horon ve kolbastı oynandı...

Müzikle de kültürlerimizi birarada yaşamanın güzelliği gerçekten görülmeye değerdi...

HALFETİ'DE TEKNE TURU

Gaziantep'e gitmek üzere yola çıkmışken iki şehir arasındaki sular altında kalan Halfeti'ye uğradık. Birecik Barajı’nın yapımının tamamlanmasıyla Halfeti ve çevresindeki köyler sular altında kaldı ve bu bölge turizmin odak noktası haline geldi. "Suya direnen şehir" olarak bilinen Halfeti'de baraj suları altında kalan tarihi şehri tekne turu ile keşfettik. Tekne turunda da gazeteci dostlarımızla inanılmaz keyifli anlar yaşadık.

Geziye drone getiren gazeteci Mustafa Kul, gezi boyunca drone uçurma fırsatı yakalayamamıştı. Mardin'de drone denemesi yaptığı esnada polis uyarısıyla karşılaşan Mustafa Halfeti'yi affetmedi ve drone uçurarak tekne gezintimizi görüntülemeyi başardı. Drone uçurmak için riskli bir bölgeydi ve görüntüleri aldıktan sonra drone yakalamak hepimize zorlu anlar yaşattı.  Ersen drone'u  havada yakalamayı başaran isim oldu.

GAZİANTEP LEZZETLER ŞEHRİ

Güneydoğu'nun Paris'i Gaziantep sıradaki durağımız...

Gaziantep'i gezmek için fazla vaktimiz kalmamıştı bu nedenle şehrin en önemli özelliklerinden birisi olan lezzet zenginliklerini tatmayı tercih ettik.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Mutfak Sanatları Merkezi, bir şehrin sahip olduğu değere nasıl sahip çıktığının ve bunu turizme kazandırdığının ve müthiş bir gelir elde ettiğinin çok güzel bir örneği...

Hemen aklımıza Trabzon geldi.

"Bizim neden böyle bir merkezimiz yok?" diye sorguladık.

İnanılmaz lüks bir restoran inşa edilerek kentin mutfak kültürü sergileniyor ve eğitim veriliyor...

Aynı zamanda bu ürünler satışa sunuluyor.

Trabzon Büyükşehir Belediyesi de Trabzon için böyle bir mutfağı hayata geçirebilir.

Trabzon kuymağı, tereyağı, ekmeği, lahanası, turşusu, börekleri, hamsisi her ne varsa artık yöresel lezzetler merkezi kurulabilir...

Senin istediğin kadar değerin olsun pazarlayamadıktan sonra hiç bir işe yaramaz...

Ki Trabzon maalesef özellikle son yıllarda turizmden de hakettiği payı alamayan bir şehir...

ORDU'YU NASIL KISKANDIM BELLİ DEĞİL...

Programımızı uzatmamıza değer bir ziyaret eklendi rotamıza...

Tunceli'ye gittiğimizi sosyal medyadan öğrenen Ordu Valisi Tuncay Sonel, ekibimizi Ordu'da ağırlamak istedi. Tunceli'ye imzasını atan başarılı Vali Tuncay Sonel'in Trabzon ve Trabzonlulara hassasiyeti Of'tan geliyor. O kadar güzel anılar biriktirmiş ki Kaymakamlık yaptığı Of'ta, Trabzonlulara karşı ömürlük bir sevgi kazanmış gibi...

Ordu'ya vardığımızda günlerden Cuma idi.

Vali Tuncay Sonel ile birlikte kahvaltı yaptıktan sonra Ordu turuna çıktık.

Zaman zaman hem iş hem de gezmek için geldiğim Ordu kıskanılacak bir şehir haline geldi.

Ordu zaten güzel bir şehirdi, bir de üzerine Tuncay Sonel geldi.

Nasıl kıskanmayalım.

Nasıl içimiz yanmasın Trabzon adına...

O sokakların temizliği, nizami şekilde boyatılması, o sahilin güzelliği, o teleferiğin muhteşem görseli, o Boztepe'nin küçük dokunuşlarla cennetleştirilmesi, o muhteşem manzara...

Allah aşkına nasıl kıskanmayalım...

Ordu, Doğu Karadeniz'in incisi olma yolunda emin adımlarla ilerlerken, Trabzon koşar adım geri gidiyor maalesef...

İnanmayan gitsin görsün, bir kıyaslasın...

 

KAHKAHALARIMIZ, BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZ ÜZERİNE...

Tanıyanlar bilir; övgüyü de, yergiyi de tam yerinde ve hak edene yapma titiziyimdir.

Gazeteci milleti zordur ve bir çok sebepten dolayı uzun yıllar bir bütünlük sağlayamamışızdır.  

Biraraya gelip konuşmamızın, birbirimizi sevmemizin, seviyeli bir şekilde tartışmamızın ve fikirlere saygı göstermemizin olasılığı en ince noktadadır ve o noktada kolay kolay buluşulmaz...

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'mizin başkanı Ersen Küçük, göreve geldiği günden beri bu kopukluğu ve ayrışmayı önlemeye yönelik adımlar atmaya çalışıyor.

Tek işi gazetecilik olanlarla, olmayanları aynı kefeye koymuyor.

Bu gezide de gördük ki, kibirden uzak, bencillikten uzak, yapıcı ve birleştirici bir zihniyet yönetimlere gelince nasıl da keyifli zaman geçiyor.

Teşekkürler Ersen...

Bir teşekkür de Selahattin Aydınlı'ya...

Otobüste gazeteci dostlarla gündem üzerine zaman zaman tartıştık, zaman zaman da şakalar yaptık. Otobüste 3 kadın gazeteciydik.

Konumuz kadın hakları ve kadına karşı şiddet olunca bizim kırmızı çizgimiz olduğundan tartışmayı hararetlendirdik.

Trabzon Büyükşehir Belediyesi Basın Daire Başkanı Selahattin Aydınlı'nın, kadına ve kadın-erkek eşitliğine bakış açısının doğruluğu beni, Nagihan'ı ve Rabia'yı inanılmaz mutlu etti.

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'nden ilk eğitim konusu talebimi buradan dile getiriyorum ve "Basında kadın sayısının, dolayısıyla kadın bakış açısının artması için neler yapılabilir" konulu bir çalışma diliyorum...

Askerden yeni geldiğini her fırsatta dile getiren genç gazeteci kardeşimiz Mustafa Kul'a da ince esprileriyle bizi kahkahalara boğduğu için teşekkür ederim.

Sevgili Aslan Kar, inanılmaz enerjisiyle neşemizin ve enerjimizin düşmesine asla izin vermedi.

Selahattin Özcan'la esprileri havada aynı anda yakalama ve kullanma şampiyonu olduk diyebilirim. 

Gezimizi an be an "Serbest Atış" adlı youtube kanalına taşıyan Hakan Yoloğlu, Trabzonspor'da yaşanan gelişmeleri izleyicilerine aktarmayı ihmal etmedi. Gezinin muzip ekibi olarak kendisine yaptığımız şakalarla kahkahalarımızın mimarı oldu. Kendisine "Kaymakam bey" diyebilirsiniz...

Ah benim gezi boyu kaygılarımı giderme sabrını gösteren canım arkadaşım Nagihan Demir...

Bir insan her şeyi mi olumlar...

Gezi boyunca her halde yüz kere "Olumu düşün" demiştir bana.

Koronavirüs, koku, temizlik ve hastalık kaygılarımın üstesinden sayende geldiğim için teşekkür ederim Nagihan Demir...

Geziye katılan  bütün gazeteci ağabeylerime ve dostlarıma birlik ve beraberlik örneği gösterdiğimiz için ayrıca teşekkür ederim...

Umarım koronavirüse yakalanmayarak gezimizi bu güzelliklerle anarız.

Kalın sağlıcakla...

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar