Afrin mafrin hikayeleri anlatılırken Gaziantep Islahiye Yeşilyurt köyünden bir arkadaşım anlatmıştı. Hatay'ın Suriye sınırındaki komşu köyleri Yolçatı köyündeydi bütün gazeteler vizonteleler. Elinde mikrofon olan iki adamın arasında elinde kamera olan bir adam duruyor. Önce kamera birini çekiyor, adam bir şeyler anlatıyor, sonra "şimdi kameralarımızı sınır ötesine, harekat alanına çeviriyoruz" diyor kamera öbür adama dönüyor. Her gün bütün kanallarda aynı oyun...
Ben beceremem o oyunları. Maç anlatır gibi de savaş anlatamam. Benimkisi hüzünlü bir yol hikayesi sadece. Kalemim döndüğü kadar anlatayım..:
Romanya'nın Siret sınır kapısından Ukrayna'ya girdim. Lviv'in 240 km doğusunda Kiev'in 360 km batısında bir şehir olan Hmelnitski'ye 220 km yol gittim. Issız köylerin içinden geçtim. Sessiz ve sakin küçük şehirlerden. İki gün kaldım Hmelnitski'de. Aynı yoldan geri döndüm sonra...
O kadar sessiz ve sakin ki her yer; bütün sokaklar, caddeler ve gök yüzü. Kentlerde çok az insan var. İşyerlerinin çoğu kapalı. Devlet daireleri normal mesaisini yapıyor. Kimse savaş konuşmuyor. Televizyonlarında canlı yayın savaş haberleri yok, normal yayın akışları devam ediyor. Köyleri ise bomboş. O kadar güzel ki o boş köyler. Ahşap çitlerle çevrili bahçelerin içinde tek katlı şirin ahşap evler. Kiminin bahçesinde havuz, kiminin şömine, kiminin rakı-votka masası. Ama içlerinde insan yok. Biri çok pahalı bir arabasını evinin önünde bırakmış, belli ki daha pahalısı ile gitmiş...
Gidemeyenler de var tabi ki. Ya anıları gitmelerine izin vermemiş, ya da ayakları taşıyamamış anılarını. Kimi bastonuyla yürüyor küyün içinde kime gittiğini bilmeden, kimi bir banka çökmüş avuçlarının arasında tutuyor kafasının içinden geçenleri...
Yani hüzün dolu bir cennetten iki kere geçtim sanki. Ama içinde hiç huri yoktu...
***
Gelin biraz farklı bir yerden bakalım şimdi. Ama biraz epeyce farklı bir yerden. Birinci Dünya Savaşı yıllarında yazdığı çok uzun bir makalesinin adını SAVAŞ VE ÖLÜM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER koyar Sigmund Freud. Ömründe insan ruhunu araştırmaktan başka hiç bir şey yapmayan tarihin en büyük filozoflarından biri bakın bu makalesinin bir bölümünde nasıl sıkışır.
Normal ölümü ve sonuçlarını açıkladıktan sonra şöyle devam eder..:
“Savaşın, ölümün bu geleneksel ele alınış biçimini silip süpürdüğü apaçıktır. Ölüm artık yadsınamaz; ona inanmaya zorlanırız. İnsanlar gerçekten ölür ve artık teker teker değil çok sayıda, sıklıkla tek bir günde on binlercesi ölür. Ve ölüm artık rastlantısal bir ölüm değildir. Doğrusu bir merminin şu adamı mı yoksa diğerini mi vuracağı hala bir rastlantı sorunudur ama ikinci bir mermi pekala kurtulanı vurabilir ve ölümlerin yığılımı rastlantı izlenimini sona erdirir. Aslında yaşam yeniden ilginç hale gelmiş tüm içeriğini yeniden kapsamıştır.
Burada iki grup arasında ayırım yapılması gerekir : Yaşamlarını çarpışmalarda bizzat riske edenler ile evde kalıp sevdiklerinden birinin yaralar, hastalık ya da enfeksiyonla yitmesini bekleyenler. Hiç kuşkusuz çarpışanların ruhsal değişikliklerini incelemek çok ilginç olurdu ama bu konuda çok az şey biliyorum. Kendimizi bizim de içinde bulunduğumuz ikinci grupla sınırlamamız gerekiyor.”
Şimdi bakıyorum da "bu konuda çok az şey biliyorum, kendimizi bildiklerimizle sınırlamamız gerekir" diyen Freud mu yoksa benim ülkemde her şeyin en doğrusunu bilen herkes mi, çıkamıyorum işin içinden.
Bak Freud amca, sen belki bilmiyorsun ama benim ülkemde senden çok bilenler var. Hem sayıları da çok fazla. Mesela siyasetçilerimiz kendi başlarına gelin güvey olmuş savaşı bitirmek için uğraşıyorlar. Güya dünya onlardan bekliyor savaşın sona erdirilmesini. Oysa bizimkiler telefon edip ayçiçek yağı istiyorlar sadece. Çok bilmiş aydınlarımız ise fırsat bu fırsat ekranları doldurmuş savaşın nedenlerini ve doğuracağı sonuçları tartışıyorlar akılları sıra...
Ukrayna'yı düşünüyorlar hep, çok üzülüyorlar..! Güya yardım da gönderiyorlar. Ukrayna parası Hrivna savaşta % 1 değer kaybetmiş akaryakıt % 1 zamlanmış. Bizde ikisi de % 100 ama bütün dünya bizi kıskanıyor işte...
Heeeyyyy..! Bizdeki kadar savaş yok orada beyler. Uyanın..! Bırakın gelin biz kendi savaşımıza bakalım.
Savaşsız ve sömürüsüz bir dünyada sevgiyle güvenle sımsıkı sarılmak umuduyla...



