Sonra oradan savaş geçti. Hiçbir ev, hiçbir hatıra hasarsız kalamadı. Her şey çürüdü. Arkadaşlık, aşk, adanmışlık, akrabalık, inanç, sadakat. Hatta ölüm. Evet, bugün ölüm bile bana kirlenmiş, bozulmuş gibi geliyor...
Amin Maalouf
Doğudan Uzakta
Başlığa bakarak “sen futboldan ne anlarsın da futbol yazacaksın” diye kızacak olanların öfkelerini yatıştıralım hemen. Çok haklısınız, futbol yazmayacağım. Çünkü futbol sadece futbol değildir. Reklamları vardır, reytingi vardır, tirajı vardır, seçimlerde oy oranı vardır; ama bunların hiçbirisi bugün gündemimizde olmayacaktır...
Önce Trabzonspor ile ortak tarihimizi çok kısa bir şekilde anlatmama izin verin lütfen. 6. şampiyonluk kupamızı müzemize koyduğumuz sezon gençliğe yeni adım atmış filinta bir delikanlıydım tribünlerde ben. Sonra savaş geçti sanki Avni Aker'den. Çok bekledik 7. şampiyonluk için. Sonunda şampiyon olduk ama kupasını henüz müzemize koyamadık, Fenerbahçe‘ nin müzesinde duruyor hala. Kimse çalmasın diye 8. de yola çıkmış koşa koşa geliyor...
Geçen hafta İzmir’in güzel çocukları gelmişti Trabzon’a takımlarına destek olmak için. Her hafta olduğu gibi rakip takım tribünü yine açılmadığı için dışarıda kaldılar. 3-5 tanesi ise formalarını çıkarmadan Trabzonspor taraftarları ile stada girebildi ve bordo mavi bayrakların arasında salladılar sarı kırmızı bayraklarını...
Sermaye takımlarının bir pembe kartını hafta boyunca tartışan televizyonlardaki kendini aydın zanneden dangalaklardan bunu gündeme taşımalarını beklemiyordum elbette. Çünkü onlar, statlardaki tel örgüleri kaldıran ilk takım Trabzonspor olurken de şiddetle karşı çıkan hatta “bırakın kaldırmayı o tel örgülere elektrik verilmeli” diyen çok bilmişlerin çocuklarıydılar...
Çok uzun sürdü bu ön sevişme. Geçelim asıl konumuza..:
Hemen hemen bütün spor kulüplerinin idari binalarının duvarlarında iki tabela asılı durur. Bunlardan birincisine “Ben sporcunun zeki çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim” ikincisine de “Spor, dostluk barış ve kardeşliktir” yazar. İkincinin altında Mustafa Kemal Atatürk yazmaz. Çünkü O sadece ahlaklıyı sevmiş, ama barışı ve kardeşliği getirebileceğimize de inanmamıştı. Yani duvarlara bakarsanız spor kulüpleri yöneticilerinin çok sportmen çok centilmen çok barış sever çok ahlaklı insanlar olduklarını zannedersiniz. Ama ne yazık ki gerçek duvara toslamıştır. Yani duvar kadar olamamışlardır. Sadece kulüp yöneticileri mi, ülke sporunu hatta ülkenin her şeyini yönetenler de aynı kafada...
İzmir’den kalkmış Trabzon’a kadar gelerek takımlarına destek olmak isteyen çocukları stattaki boş yerlerine almayarak mı sağlayacaksınız barışı ve kardeşliği. Sadece ev sahibi takımın taraftarı maç izleyebilir ne demektir, hangi aklın ürünüdür. Bir statta barışı sağlayamamış bir devlet hangi coğrafyada barışı sağlayacaktır...
Yalakalık ve şakşakçılık yapmaktan başka işi olmayan ülkenin vizontele aydınları ve gazetecileri ne zaman konuşup yazacaklardır bu kepazeliği..? Ay’a dört şeritli yol yapıp Ay’daki altınları dünyaya getirerek Türkiye ekonomisine kazandırmayı bile konuşan ulemalar, takımının komşu kentteki maçını izleyememeyi ciddi bir sorun olarak görmüyorlar düşünsenize. Bırakın ciddi sorun olarak görmeyi, hiç görmüyorlar. Ve bir ülkenin yarısı o dangalakları dinliyor. Üstelik sadece kartın rengine karar verirken değil hangi partiye oy vereceğine karar verirken de...
Dün de komşumuz Rizespor ile maçımız vardı ve biz Rize’ye gidemedik ne yazık ki. Üstelik bütün gençliğim komşu kızlarını sevmekle geçmişti. İçim yandı yüreğim burkuldu...
O kadar çok kirlenmişiz ki...
Üstelik buradan savaş da geçmemişti...



