Cahil bir toplum özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir..!
Friedrich Nietzsche
Nereden nasıl başlayacağımı bilemiyorum doğrusu. Benim bildiklerim 25 Nisan 1992’de başladı. Şimdi yerinde yeller bile esmeyen 19 Mayıs Kapalı Spor Salonu’nda türkü dinlerken polis kışkırtmasıyla saldırdılar.Neyse ki salonu içindekilerle birlikte yakmalarına izin vermemişti aynı polis. Bir intikam mıdır, rastlantı mı yoksa genlerinde mi var bu kentin bir türlü akıl erdiremiyorum o günden beri. İstanbul’da işlenecek bir cinayetin katili neden Trabzon’dan kiralanır? Bir sürü şehirde onlarca rahip varken neden Trabzon’da tek başına yaşayan bir rahip kalleşçe öldürülür? Merak ediyorum. Acaba bütün faili meçhullerin tetikçileriyle Uzunsokak’ta yan yana yürümüş müyümdür diye soruyorum kendime sonra. Kaçıyla aynı bardaktan çay içmişimdir Ganita’da kim bilir..! Ne utanç verici bir durum değil mi..? Nasıl geldik buralara bir türlü anlayamıyorum...
Yanlış yerlere doğru yollardan gidilmez. Ve buralara da sadece son 20 yılda gelmedik. Demek ki çok uzun zamandır yanlış yollardaymışız. Son 20 yılda çok daha hızlı gidiyoruz sadece...
Peki nasıl geldik buralara o zaman..:
“Su küçüğün söz büyüğün” ve “Söz gümüşse sükut altındır” gibi bir sürü söz vardır kültürümüzde. Amaç konuşmayan, sormayan, merak etmeyen, sorgulamayan nesiller yetiştirmektir. Öyle nesiller yetiştirince de gerisi çok kolaydır. Çünkü öyle bir toplum yaratılmış olur ve büyüyünce de merak etmezler, sormazlar, sorgulamazlar. Hatta düşünmezler bile...
Mesela aklı başında iki kişi evlenir ya da evlendirilir, kısa bir süre sonra sorunlar başlar. Hiçbir şeyi merak etmeden, hiçbir şeye burnunu sokmadan, sormadan, sorgulamadan büyüyen tecrübeli(!) cahill büyükler akıl vermeğe başlarlar hemen. “Bir çocuk yapın düzelir.” İki akıllı yetişkinin düzeltemediği bir ilişkiyi bir bebek düzeltecektir...
Bu tecrübeli(!) büyüklerin oy kullandığı toplumları düşünün bir de. Bir cahil çok kolay iktidara gelebilir mesela, hatta görev süresi bitince tekrar seçilebilir de. İşler sarpa sarınca akıl dışı, etik olmayan yollara da baş vurabilir bir kere daha seçilebilmek için. Bazen kırmızı bültenle aradığı bir teröristi devletin resmi haber kanalında konuşturabilir mesela. Bazen bir teröristin hücresinden yazdığı mektubu sevgilinin yazdığı bir şiir gibi de okuyabilir. Bazen de küçücük bir çocuğu kürsüye çıkartarak eline mikrofon uzatıp rakiplerine hakaret ettirebilir...
Öyle ya, bir ilişkiyi kurtarmak için doğan bir bebek 9 yaşına gelince bir cumhurbaşkanını neden kurtarmasın ki..! İşte o bebek 9 yaşına gelince bir cumhurbaşkanı’nın uzattığı mikrofonu alarak “o haindir bu adamdır siz bu adama oy verin” der. O cumhurbaşjanı da hiç utanmadan, önündeki salakların bu çocuğu alkışlamasına bel bağlayarak memnuniyetle sırıtarak karşılık verir. Bunlar bir bebekten katil yaratan toplumlarda normal şeyler de neden hep Trabzon’da olur onu anlayamıyorum işte. Yoksa Trabzon gerçekten Türkiye’nin TR’si midir..! Onu da bilmem de “bütün dünya Türkiye’yi kıskanıyor” ile “bütün Türkiye Trabzon’u kıskanıyor” aynı boş kafaların uydurmasıdır onu söylerim...




Davut,maalesef Trabzon algısı günden güne itibar kaybediyor.Siyaset dışı ,günlük yaşamla ilgili de bir çok şey söyleyebiliriz.Buraya zoraki iyi komşuluk yapma çabasında olduğumuz meşhur şehrimizi de ekleyebilirsin.
O şehir kendi üretip kendi toplayıp kendi işlediği çayı 50 TL de yurt dışına çıkış harcı ödeyerek gidip Gürcistan’dan alıyor... Ne anlatacaksın onlara..?