Kısa Bir Öyküymüş Hayat!
Davut Hacıhasanoğlu

Davut Hacıhasanoğlu

Cumartesi Sohbetleri

Kısa Bir Öyküymüş Hayat!

21 Mayıs 2022 - 11:14 - Güncelleme: 21 Mayıs 2022 - 12:17

Kısa bir öyküdür hayat, uğruna upuzun acılar çektiğimiz. Kısa bir Türküdür, bir kez daha söylemek için delirdiğimiz...

                          Yılmaz Odabaşı

İnsanlar ilk tanıdıkları insanın kim olduğunu bilirler mi..? Birçokları bu  soruyu ebesi, annesi, babası veya başka herhangi biriyle yanıtlar değil mi. Ben bilmiyorum ilk tanıdığım insanın kim olduğunu. Merak falan ettiğim de yok aslında. Bazen nasıl başlayacağınızı bilemezsiniz ya, işte öyle bir şey...

Güzel insanlarla nasıl tanıştığını herkes anımsar ama, öyle değil mi. Mesela ben, neredeyse yarım yüzyıl olmuş ama dün gibi anımsıyorum işte. Babamın gösterdiği bir fotoğraftan tanımıştım onu. 70li yılların ortalarıydı. Bütün gurbet elleri Almanya zannettiğimiz zamanlar. Almanya’dan izine gelen babam beni kucağına almış elindeki şeyleri gösteriyordu. Sonradan onların fotoğraf olduğunu öğrenecektim. “Bak bulaşık yıkıyorum burada” diyordu kendini göstererek. “Olsun annem de burada yıkıyor her gün” demiştim. “Bak bu da boksör Eyüp, havada uçuyor Muhammed Ali gibi, vurduğu yerden kalkamıyor” dediği zaman Muhammed Ali’yi peygamber zannetmiştim ben. Öyle anlatıyordu ki babam, çok sonradan anlayacaktım çocukluğuma bir kahraman bıraktığını...

Yıllar sonra, hayatının gurbet ellerde geçireceği bölümünü tamamlayıp memlekete dönünce tanışmıştık çocukluğumun kahramanıyla. Bu kadar güzel bir insanı niye bu kadar geç tanıdık diye de çok küfretmiştik gurbete, onları gurbete gönderen düzene de...

Sonrası çeyrek yüzyıllık abi kardeşlik işte. Yaşadığımız gibi güzel anlatamam ki anlatayım...   

Son iki ayını hastenelerde geçirdi. Ara sıra biz de gittik yanına. Çoğunda kovulduk hastaneden. Görevliler gelip “sizden başka hastalar da var hastanemizde  lütfen sakin olun”  diye uyardılar bazen. Onun yanında sakin olunamazdı ki. Hani bazen gülmek yetmez ya, tam da öyle bir şeydi işte...

Son görüşmemizde kovulacak kadar kızdırmadık hastane görevlilerini. Uykusuzdu biraz, yani biraz çok. Üç gün uyuyamamıştı, sadece oturma pozisyonunda durabiliyordu yatakta. Yorgundu ama hiç değişmemişti. Ayağa kalktı (bu son ayağa kalkışıydı), cama doğru yürüdük, havuzdaki balıklara baktık uzaktan. Yani o haldeyken bile yine 3 saat kaynattık ve daha güzel günlerde görüşmek dileğiyle ayrıldık. Ayrıldıktan biraz sonra da yoğun bakıma aldıklarını öğrendim. 12 gün dayandı yoğun bakımda. Dün sabah da veda etmeden gitti işte. Trabzon’a gidemeyecektim cenaze törenine, havaalanına gidip uğurlayayım dedim, beklememiş. Aceleciydi ya, uçağa da iki saat erken binmiş...

Yani yine vedalaşamadık. Olsun, biz zaten hiç vedalaşmadık ki hayatta Eyüp abi.  Asla vedalaşmayacağız da. Bütün anılarımızda şakalarımızda yaşayacaksın. Gittiğimiz her yere götüreceğiz, hiç soldurmayacağız o güzel gülüşünü. Belki başka dünyalarda buluşacağız, başka memleketlerde. Belki de planını yaptığımız gibi en sevdiğin doktorun Mustafa, sen, ben buluşuruz Kuveyt sokaklarında..! Ali hoca mı, yok o gelmesin, bozar  işimizi...

Evet, çok kısa ama çok renkli ve çok güzel bir öyküydü acılarını saymazsak...

Bir de abi,  sen giderken bütün boksörlerimiz altın madalyalarıyla selamlayıp uğurluyorlar seni, haberin olsun..!

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • İsmail Alıcı
    1 ay önce
    Cok guzel bir hikaye Allah onu..Cok guzel bir hikaye Allah onu bizden erken aldi hani derlerya iyi insan uzun yasamaz iste bu mekanin cennet olsun guzel arkadasim

Son Yazılar