Bir Gömlek Hikayesi


Yıl iki bin yedi...

Genel Seçim zamanı...

Seçim sonrası dönemin Trabzonlu bakanı, seçim boyunca kendisini takip eden gazetecilerle önce yemek yedi, sonrasında ise "Seçim boyunca dağ tepe demeden, bizim çalışmalarımızı haber yaptınız, sizlere çok teşekkür ediyorum. Eğer kabul ederseniz sizlere küçük birer hediyemiz olacak. Beden numaralarınızı bilemediğimiz için biz alamadık. Siz şu adrese gidin ve kendinize uygun birer gömlek alın lütfen" demişti.

Seçim süresince bakanı takip eden gazetecilerden biri de bendim.

Arkadaşımla birlikte bakanın verdiği adrese gittim ve "Bakan beyin hediyesini kimler aldı?" diye sordum.

Mağaza sahibi listeyi gösterdiğinde birkaç isimin dışında, hemen bütün gazetecilerin hediyeyi kabul ettiğini ve kendilerine uygun gömleği aldıklarını gördüm.

Mesleğe başlayalı kısa bir süre olmuştu ve ilk kez böyle bir hediye teklifi ile karşı karşıyaydım.

Hediyeyi kabul etmekle-etmemek arasında şüpheciliğim vardı en azından.

Bir taraftan da şöyle diyordum; "Hem seçim bitmiş. Seçim esnasında böyle bir hediye teklifi yanlış olurdu. Sanki benim bir gömleğe mi ihtiyacım var ki... Alsam ne olur, almasam ne olur... Altı üstü  küçük bir jest. Şimdi almasak da ayıp olur" diyordum.

Velhasıl mağazada hediyeyi alan gazetecilerin listesini görünce de rahatladım ve siyah renkte düz bir gömlek aldım.

O günlerde İlkhaber Gazetesi'nde çalışıyordum.

Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Erkan Şahinbaş, "Bakanın gömlek hediyesini kimler aldı?" diye sordu.

"Ben aldım" dedim.

Dönemin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı gömlek alanların listesini istiyor, gazetecilerin nasıl böyle bir yanlışa düştüğünü sorguluyor ve bakana bu jestinden dolayı ateş püskürüyordu.

Ayrıca o dönem internet sitesi bulunan bir diğer gazeteci de gömlek alan gazetecilerin haberini yapmış ve isimlerimizi deşifre etmişti.

Bütün hafta bu konu konuşuldu.

"Gömleği kimler aldı?"

Bakan tekrar konuyla ilgili açıklama yapmak zorunda kalmıştı.

Utancımdan yerin dibine girdim.

"Sanki bir gömlek aldık diye bakana bakışımız mı değişti yani" diyerek de hayıflanıyordum.  

Altı üstü bir "gömlekti" ama etkisi, utancı, anlamı, derinliği, tecrübesi çok büyüktü.

Bir gömlek bana çok şey öğretmişti: Meslek etiği, meslek ahlakı, mesleki zaaflar...

Dolabımın bir köşesinde duran o gömleği bırakın giymeyi, görmek dahi istemiyordum.

Demek ki neymiş efendim; "Haber kaynaklarından, her kim olursa olsun, küçük olsun, büyük olsun, her ne olursa olsun hediye kabul edilmezmiş"...

Kendime düşen payı aldım ve o saatten sonra da mesleğimi bu konuda büyük bir hassasiyetle yürüttüm.

Her zaman da bu tür ilişkilerin karşısında oldum, kınadım ve eleştirdim.

Böylelikle rahat vicdan size sınırsız özgürlük tanıyor ve bu onurlu mesleği layıkıyla yapmanızı sağlıyor...

Dedim ya, bir gömleğin bana öğrettiğini 40 kitap okusam belki de öğrenemezdim.

Çok değil, 9 yıl öncesinin bir hikayesiydi bu.

Dokuz yılda o kadar çok şey değişti ki...

O gömlek, eve, arabaya, villaya, velhasıl her türlü cisme bürünüverdi.

Her gün yeni bir olaya tanık oluyor, "Bu kadarına da pes", "Bunu da gördük", "Yok canım o kadar da değil" cümlelerini sıklıkla kurmaya başladık.

Gazetecilerin maddi olanaklarının kısıtlılığı, gazetelerin tekelleşmesi, gazete çıkaranların işadamlarına dönüşmesi, internet medyasının yaygınlaşması, ahlaki değerlerin çöküşü, siyasi partilerin gazetecileri kutuplaştırması, gazetecilerin az ücret almayı kabul eden vatandaşlara dönüştürülmesi (bununla birlikte her önüne gelenin gazeteciyim demesi) ve bunlarla doğru orantılı olarak gazeteciliğin halk nezdinde güven kaybetmesi, mesleği bataklığa sürükledi.

Şimdilerde "Almayanı dövüyorlar"

Yazan kalemi de satın almıyorlar artık, kalem satın alıp kendilerini yazan adamlar bulup, kalemleri dağıtıyorlar.

İşadamı gazeteci ilişkisi, siyasetçi gazeteci ilişkisi, yönetici gazeteci ilişkisi, bürokrasi gazeteci ilişkisi artık neredeyse tamamen maddi çıkara dayalı bir sisteme dönüştü.

Artık bu ortamda objektif, güvenilir, halkın çıkarlarının gözeten bir gazetecilikten bahsedilebilir mi?

Muhalif gazetecilik tarihe karışıyor artık...

Bu sistem gazetecilerin artık meslek etiği, meslek ahlakı gibi kaygılarını da yok etti.

Sadece Trabzon özelinde değil elbette bu sorunlar, Türkiye genelinde müthiş bir yozlaşma, müthiş bir ahlaki çöküntü söz konusu.

Sistem artık, "Ya bu deveyi böyle güdeceksin, ya da bu diyardan gideceksin" atasözünü bir bıçağın şah damarına dayanması gibi dayatıyor.

Gazeteciliğin artık "basın sözcülüğüne" dönüştüğü bir dönemden geçiyoruz.

Kim parayı veriyorsa ya da kim hediye alıyorsa onun sözcülüğü yapılıyor, haklı mı, haksız mı gözetmeksizin...

Bunu tercih eden gazeteciler hayatını yaşıyor, tercih etmeyen gazeteciler ise dolmuş parası dahi bulamıyor.

Ahlaklı, ilkeli, idealist gazetecilerin sayıları çok az.

İnanın çok az.

Onlar saygı görmüyor artık,

Onların sözü  dinlenmiyor,

Onları okuyan kitle zayıflıyor,

Onların çevresi daralıyor...

Ama onlar sistemin dönüşeceğine,

Doğrunun her zaman er ya da geç kazanacağına,

Gazeteciliğin araç olarak değil, amaç olarak icra edileceğine inançlarını hiç yitirmiyor.

Onları pek şov yaparken göremezsiniz,

Sessizdirler,

Sadece işlerini yaparlar,

Kazandıkları para ile mütevazı bir hayat sürerler.

Aç olabilirler, ağızları da kokabilir ama asla ve asla müsvette değildirler.

Asıl müsvette olanlar, diğer yolu tercih edenlerdir.

Onlara gazeteci değil, "basın sözcüsü" denir.

Onların sesi çok çıkar,

Bakanların, vekillerin, yöneticilerin, liderlerin, başkanların yanlarından ayrılmazlar,

Her türlü yalakalığı yaparlar onların yanında kalabilmek için,

Asıl amaçları gazetecilik yapmak değil, gazeteciliği kullanarak para kazanmaktır,

Hep sade gazetecileri suçlarlar, onların kötü olduğunu söylemenin, kendilerini iyi kıldığını zannederler,

İhale alır, ihale verir, aradan komisyon götürürler,

Köşelerinden tehdit savururlar, ağır çok ağır yazılar yazarlar, hakaret ederler,

Muhtarlık seçimi dahi olsa müdahil olup kendi destekledikleri adayların seçilmesi için her türlü atraksiyonu yaparlar,

Bazıları da sosyal medyayı iyi kullanmanın gazetecilik olduğunu zanneder,

Paylaşım beğenilerinin fazla olmasının iyi gazeteci olması anlamına geldiğine inanır ve oradan cesaretle zeminsiz kişilik ve zeminsiz gazeteciliklerini makyajlayarak pazarlamaya çalışırlar,

Bunlar zeminsiz kişiliğinin, zeminsiz gazeteciliğinin fark edilmediğini zannederek yaparlar bunu, onlarla aynı zeka düzeyine sahip kişilerin çokluğundan faydalanarak,  

Belki hayatında bir kere bile gazete satın alıp okumamış, belki hayatında bir kere bile kitap okumamış kişilerin internet medyası sayesinde gazetecilik kimliğini hak ettiğini zannettiren bu sistemin ne kadar zararlı bir sonuç doğuracağının hatta doğurduğunun farkında mısınız?

Hal böyle iken bugün sistemi eleştirmek yerine, eleştiri oklarını gazetecilere yöneltenler de sistemin en büyük parçalarıdır.

Öyle isterler, "para verelim, sussunlar" isterler, "para verelim yazsınlar" isterler...

Bugün para verip kendini yazdıran, kendini pohpohlattıran bu zihniyet, aynı zihniyete mensup başka bir isimden daha çok para alındığında, kendisine eleştiri oklarının yöneltileceğini nasıl göremez, sistemin önünü açacak kadar cahil ve ahlak yoksunudur çünkü...

En çok da neyi kaybettik biliyor musunuz?

O gün gömlek alındı diye ortalığı ayağa kaldıran, gömlek alan gazetecileri utandıran, bir gömleği kabul edenin yarın daha büyük bir hediyeyi kabul edeceğini  işaret eden o baskıyı kaybettik.

O baskıyı yapanlar da artık bu sistem karşısında güçsüzler, çaresizler...

Çaresiziz yani...

Çare biziz ama maalesef ordu haline gelmiş bu gazetecileri, bu hain sistemi yenemiyoruz.

Çark tersine döner mi?

Döner,

Elbette dönecek...

Nasıl ki 9 yılda bu hale geldiysek, bir 9 yıl sonra da bu çark döner...

Artık gömlek yerine iş, ev, araba, telefon, geçim parası, ev laminantı, duşa kabin ve daha bir sürü şey alan gazeteciler bir gün gelecek ve dışlanacaklar.

Deşifre olacaklar,

Ayıplanacaklar,

Okunmayacaklar,

Takip edilmeyecekler,

Haber kaynakları da bu tür teklifleri yapamayacak hale gelecekler,

Utanacaklar,

Sonunda inanıyoruz ki gerçek gazeteciler, doğru kazanacak ve beraberinde hepimiz "halk" kazanacak.

Gerçek gazeteciliğin kazanacağı günleri görmek dileğiyle iyi bayramlar...