Terörün Gölgesinde Bir Seçim


7 Haziran seçimlerinden kısa bir süre önce ilk kez gittiğim Diyarbakır'da her ağızdan "Barış" söyleminin çıktığına şahitlik etmekten duyduğum mutluluğu AK Parti'ye borçlu (!) olduğumuzun farkındaydım.

Derinliğini bugün dahi öğrenemediğimiz "Çözüm Süreci"nin o gün şehrin sokaklarına yansıması gurur verici bir hissiyat yaratmıştı içimde.

Sokaktaki tablonun arkasında ne tür hesaplaşmaların olduğunu düşünmek dahi gelmedi içimden.

"Neyse neydi"

Ama böyle iyiydi...

Diyarbakır sokaklarında Trabzonlular olarak rahatça gezebiliyor, hatta "Trabzonluyuz" dediğimizde kardeşini görmüşçesine sevinen Kürt kökenli vatandaşlar iki kat ilgi gösteriyordu bize.

Mesela bir mekanda "Hoşgelmişseniz, yeriniz başımızın üzerinde" sözleriyle karşılandık.

En özel masayı bizim için hazırladılar.

Tam sobanın kenarında.

Kalabalık olduğumuz için de masaları birleştirdiler.

Oysaki rezervasyon bile yaptırmamıştık.

81 ilin katıldığı bir organizasyona ev sahipliği yapıyordu Diyarbakır...

81 ilin temsilcileriyle "Barış Yürüyüşü" yapıldı Diyarbakır sokaklarında... 

HDP bayrakları ile süslense de şehir, demokratik bir ortamda haklarını aramak için örgütlendiklerinin bilinmesini istiyorlardı.

İnsanca yaşama hakkını elde etmenin ancak siyasetle mümkün olduğunu kabullenmişlik vardı ve "Kan akmasın, analar ağlamasın" cümleleriyle dışı boyanan barış süreci, kutupların ortak söylemi haline gelmişti.

Bu oyunun senaristleri ve yönetmenleri büyük bir iş başarmış ve oyunun prömiyerini yapmıştı.

Kan akmıyor, analar ağlamıyordu.

Alkış- kıyamet...

Ayakta alkışlanacak bir oyundu bu!

 

MASAYI KİM-NEDEN DEVİRDİ?

Barış söylemleri eşliğinde 7 Haziran seçimlerine gidiliyor, HDP'nin barajı aşacağı tahmin ediliyor ama artık bir "Türkiye Partisi" olması bekleniyor, AK Parti doğu halkının oylarının HDP'ye gitmesinden endişe ediyor, muhalefet ise çözüm sürecinin gerçek değil, kirli bir oyun olduğuna dikkat çekiyordu.

Görüntüye güzellik hakimdi.

Kan akmıyor, analar ağlamıyordu ama...

Derken...

Dolmabahçe’de mutabakat yapılıyor ve imzalar atılıyordu.

Kimin hangi sandalyede oturacağını dahi belirleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, mutabakatı tanımadığını söylüyordu.

Sonradan ortaya çıkıyor ki, AKP’nin oyları düştüğü için milliyetçi seçmen üzerine yeni bir oyun oynanıyor.

Hedef; 400 vekil, hedef başkanlık olduğu için HDP’nin barajı aşması sonun başlangıcı olarak görülüyor.

Muhafazakar-demokrat AKP, demokratlığı kenara bırakıp birdenbire milliyetçi-muhafazakar oluveriyor.

O ana kadar barış güvercini (!) olan PKK birden bire terör örgütü, HDP ise PKK’dan bile tehlikeli bir örgüt oluveriyor.

 

 

 

HDP SINAVI GEÇEMEDİ

HDP o gün sınavı geçti ve seçimlerden büyük bir zaferle çıktı.

Ama bu HDP’nin sınavının daha ilk aşamasıydı.

Çünkü derin devlet ve dış güçler devredeydi.

Ne olursa olsun Türkiye’de barış olmasına müsaade edilmeyecekti, edilmedi de.

HDP seçimden önce "Türkiye partisiyiz" diye yola çıksa da seçimlerin ardından PKK ve terör ile arasına ciddi bir set koyamadı, belki de çok hızlı değişen koşullar nedeniyle buna vakit bulamadı. Bunu fırsat bilen derin güçler, Türkiye’nin karıştırılması için harekete geçti ve "IŞID mi, derin devlet mi yaptı" bilinmez 33 genç Suruç’da katledildi.

Seçimden 2 gün önce HDP'nin mitinginde bomba patlatıldı. 2 kişi öldü 100 kişi yaralandı.

Bu olaylar Türk Baharı hayali kuranlar için, Barış sürecini bir güçlenme süreci olarak gören PKK’nın şahin kanadı için, Türkiye’yi bir yangın yerine çevirmek isteyenler için, iktidarını kaybedenler için, yeniden iktidar olmak isteyenler için, koltuğunu kaybetmek istemeyenler için, 400 vekil isteyenler için, başkanlık, halifelik hayali kuranlar için, Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen dış güçler için bulunmaz nimetti!

"Kurt puslu havayı sever" misali el birliğiyle karıştırdılar ülkeyi.

Az veya çok herkesin bir katkısı vardı.

 

 

YA BİZDENSİN YA HAİN

Halk, "uzlaşın ve öyle gelin" dedi...

Güzelim oyunun seyri değişti.

Oyun bozuldu.

Senaryonun üzeri çizildi.

Yeni kirli, kanlı bir oyun yazıldı.

"Kan aktı, analar ağladı"

Elimizi kolumuzu sallaya sallaya gezdiğimiz Diyarbakır sokaklarında şimdi mermiler havada uçuşuyor.

Sokağa çıkmak yasaklanıyor.

"Bugün dahi derinliğini bilemediğimiz" diyerek altını çizdiğimiz "çözüm süreci"nin bilmekten korktuğumuz hesaplaşmalarıyla yüzleşiyoruz millet olarak.

Silahların gölgesinde, bir sandık konuyor önümüze.

"Ya bizdensin, ya vatan haini" yeni seçim sloganımız ve bu tüm partiler için ortak söylem haline geliyor.

Partilerin yeni projeleriyle gittiğimiz 7 Haziran seçiminin yerini, terör olaylarıyla gidilen 1 Kasım seçimi alıyor.

Tarihin hiç bir döneminde ensesinden korku eksik edilmeyen bir millet, aldıkları oylarla becerip hükümeti kuramayan partiler, "400 vekil vermezseniz böyle olur" diyerek yaşananları yine halkına tehdit unsuru olarak sunan bir Cumhurbaşkanı, PKK ile ilişkisini kesmesi beklenen HDP...

Zor günler bizi bekliyor...