Rengarenk öykülerin güzel çizeri Tülay Palaz
YASEMİN BAŞ

YASEMİN BAŞ

Rengarenk öykülerin güzel çizeri Tülay Palaz

05 Mayıs 2018 - 12:31 - Güncelleme: 05 Mayıs 2018 - 12:43

KAFKAOKUR dergisi benim en büyük keyfim.

TÜLAY PALAZ imzası taşıyan çizimler öyküyü izlettiriyor bence…

Okuyanlar bilir; öyle değil mi?

Tanışmalıyım dedim; çok tatlı kadın yahu!

Güzel insanlar var bu dünyada. Dilerim ömrüm hepsiyle tanışmaya, hasbihal etmeye yeter.

Çok şey konuştuk. Bana İllüstrasyon macerasından, hayallerinden, kimleri okuduğundan ve daha birçok şeyden bahsetti… TÜLAY PALAZ’a teşekkür ederek şimdi ben de sizinle paylaşıyorum bu sohbeti. Keyifle…

-İllüstrasyon maceranız nasıl başladı?

Aslında tam olarak bir başlangıçtan söz edemeyiz, şu ya da bu zamanda başladı diyebilmek çok zor çünkü. O klasik söylem ile “Kendimi bildim bileli çiziyorum.” Belki de meselenin eğitimini ne zaman almaya başladığımdan bahsedebiliriz. Altıncı sınıfta, on iki yaşlarımda iken annemin beni Bursalı bir ressamın yanına atölyede çizim yapmam için göndermesiyle başladı diyebiliriz. Oradan sonra Bursa Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’ne oradan da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Bölümüne gitmemle gerçek anlamda illüstrasyon yapmak nedir anladım. Tasarım okuyor olmam nedeniyle bir süre üniversitede çizim yapmaya fırsat bulamasam da sonrasında kendi ofisimi kurmamla birlikte tasarım ile illüstrasyon birlikteliğini bol bol kullanarak alanlar yaratmaya çalıştım.

-Ne tür projeler size keyif verir?

Ben en çok edebiyattan beslendiğim için elbette metin ilişkili illüstrasyonlar en çok keyif verenlerdir. Bir de özellikle hikayeleri olan portreler. Bir portreyi çalışmadan önce uzun uzun o kişiyi tanımaya çalışıyorum, hayatının ayrıntılarını keşfediyorum. Bu hikayeleri görsele dökmek bana inanılmaz keyif veriyor, çocukken de okuduğum kitapların kahramanlarını, mekanlarını hayal ederdim ve gözümde canlanırdı. Şimdi bu vesile ile kağıda dökebilmek keyif verici.

-Çizerken aklınızdan ilk ne geçer?

Çizmek için oturduğum zaman heyecanlanıyorum. Bir kaç dakika sonra çok mutlu olacağımı ve huzur bulacağımı biliyorum çünkü. Bir çeşit kaçış da denebilir buna, olabildiğince uzak kalmaya çalışıyorum gündelik meselelerden. Zaten o nedenle tek başıma bir odada çalışıyorum; telefon, mail ya da dikkat dağıtıcı başka hiçbir şey olmuyor. O huzur anının bozulması pek işime gelmiyor açıkçası. Bir de hikayeye odaklanıyorum, o hikayeye uygun bir müzik iyi geliyor. Mesela Nazım Hikmet’i çizerken uzun uzun Fazıl Say’ın Nazım Oratoryosunu dinlemiştim. O anı daha iyi yaşadığını hissediyor insan böylelikle. O illüstrasyonda Nazım’ın ardında masmavi bir deniz, fırtınanın ortasında bir motor, onların da ardında çınarlı, mavi kubbeli bir liman var idi. Kısacası zaten hikaye belliydi, sadece kaleme döküldü.

-Ve Kafkaokur…

Kafkaokur 4 senedir çok önemli bir yerde benim için, bizim için. Çok değerli bir ekibimiz var, ekip olmanın ötesinde iyi arkadaşız. Bu kadar uzun zamandır emek verdiğiniz bir işin, böyle büyüdüğünü, geliştiğini görmek gurur verici. Günlerce, saatlerce, uzun emeklerin sonrasında çıkıyor dergimiz, ancak yeni sayının heyecanını, okurların yorumlarını, teşekkürlerini okumak bütün o yorgunlukları unutturuyor. Değiyor bütün o emeklere. Çok değerli paylaşımlar çünkü. Bütün yazarlar ve çizerler, emeği olan herkesin iyi niyeti ve samimiyeti okunuyor, hissediliyor sayfalardan.

-illüstrasyonla ilgilenenler için neler söylemek istersiniz?

Çok sevildiği zaman yapılabilecek bir iş. Çünkü saatleriniz çiziminizin başında geçiyor, sevdiğiniz zaman o vakit nasıl geçiyor anlamıyorsunuz tabi ki. Ancak zaman zaman da yetiştirilmesi gereken bir iş olabiliyor, yüzlerce minik çizginin sıkışan bir zaman diliminde bitmesi gerekebiliyor.

Bu işi yapmak isteyen kişilere, öğrencilerimize de hep bulunabileceğim tavsiye bol bol pratik yapmak olur. Ayrıca illüstrasyon çizmek sanırım sadece bir brush alıp, üzerinden boyamak da sayılmaz pek. İşin özünde olması gereken iyi anatomi, estetik, perspektif vb. bilgilerdir. Bunlar da zamanla disiplinli çalışma ile edinilebilir.

-Sizinki öykü yazmak gibi geliyor bana siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Kesinlikle öyle. Ben illüstrasyonu daha önce de kelimelerle resim yapmak olarak tanımlamıştım. Şimdilik kendi hikayelerimi çizmiyorum ancak bir süre sonra vakit bulduğumca amacım o hikayeleri çizmek olacak.

-Şu ismi çizerken çok başka hissettim diyebileceğiniz bir çizim var mı?

Aynı örneği vereceğim ancak beni en çok etkileyen Nazım Hikmet portresi olmuştu. İlk defa bir çizimi yaparken gözlerim doldu. Unutmayacağım bir andır o. Nazım’ı çok eskiden beri ailemden de dinlemişimdir, göçmen bir ailenin çocuğuyum. 1950’li yıllarda Nazım Hikmet’in Bulgaristan’ın Ustina kasabasına ziyareti anlatılır eskiden beri bizim evde. Bir gece kalmış Nazım orada, dedemin evinde. Babam sabaha kadar konuştuklarını anlatırdı hep.

Eskiden beri bu hikayeyi dinliyor olmam, sonrasında da bu konuda bir takım araştırmalar yapmış olmam belki de diğer yazarlara göre Nazım’ı daha çok içselleştirmeme sebep olmuştur. İki yıl önce Moskova’da mezarını ziyarete gitmiştim, o zaman da bir çizim ile not bırakmıştım oraya. Bütün bunların toplamının bir anlamı var bende elbette.

-Peki ya çizemediğinizde neler yapıyorsunuz? Öyle ya bu bir ilham…

Aslında biraz komik ama ben yürümeye başlıyorum J Gidebileceğim bir yer varsa çıkıyorum, yoksa bulunduğum odada yürüyorum ellerimi kavuşturup. Bir süre sonra mutlaka kendimi yine çizimin başında buluyorum.

-Bir illüstratör olarak en büyük hayaliniz nedir?

Yurtdışında güzel bir galeride sergi açmak istiyorum. Aslında bir kitap projesi bu, sonrasında da içeriği sergiye dönüşebilecek. Zamanı var tabi.

-Kimleri okursunuz?

Ece Temelkuran’ı üniversite yıllarından beri çok severek okurum. Kafkaokur’da birlikte yaptığımız animasyonlar en sevdiğim işlerdendir. Bunun yanı sıra Sabahattin Ali, Ahmet Ümit, Orhan Pamuk, George Orwell, GabrielGarciaMarquez...

-Çalışmadığınız bir gün nasıl geçer?

Çalışmadığım bir gün de yine ne yazık ki işimle ilgili görselleri ya da okumaları telefondan yapmak suretiyle geçiyor. Düşününce çalışmadığım gün yok gibi, çünkü kopamıyorum, çalışmak da denemez buna, bir yaşayış biçimi.

-Umudunuz ya da en büyük hayaliniz nedir?

Benim umudum daha çok çizerin, daha çok öğrencinin illüstrasyona gönül vermesi. Günümüz internet dünyası ve sosyal medya içeriği çok kirli ve git gide o görsel kirlilik artıyor. Böyle bir ortamda daha çok iyi işe, daha estetik değeri yüksek, özgün işe ihtiyaç var. Her gün milyonlarca fotoğraf yükleniyor, anlamlı, anlamsız. Çok hızlı tüketiliyor ve bu hızlı tüketim biraz kaygı verici. Umarım daha çok çizer, daha çok iş üretecek ülkemizde, ben bunun için elimden geldiğince katkıda bulunmaya gayret ediyorum, üniversitede illüstrasyon derslerine giriyorum, okullara workshoplara ya da seminerlere katılmaya çalışıyorum. Umarım gelecekte bu içeriklerin daha da çok kullanılmasını sağlayacak mecralar da artacak, ben elimden geldiğince katkıda bulunmaya devam edeceğim.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar