• Reklam
Dicle, Cizre ve Nergisler; İçimde ise Bir Rüzgar
YASEMİN BAŞ

YASEMİN BAŞ

Dicle, Cizre ve Nergisler; İçimde ise Bir Rüzgar

13 Nisan 2018 - 12:12 - Güncelleme: 13 Nisan 2018 - 12:48

Bir gün bir sabah güneşi yola revan olursun... Seni ne bekler sen ne beklersin düşünmeden. Aklın karışmadan; aklına karışılmadan…

Birazdan gördüklerimizle, söylenilenler karşında içimizde güzel bir muhabbet başlayacak.

Başladı… Gördüklerim muhteşemdi. Yazdım; siz de okuyunca yüreğinizde kimin galip geldiğini bana yazarsınız.

Lütfen…

İlk güzel adım Cizre Gönüllüleri Derneğine oldu. Cizrespor Başkanı sayın Salih Sefinç’e ve sonrasında hem Belediye Başkanı hem de aynı zamanda Cizre Kaymakamı sayın Faik Arıcan’ı ziyaret… Güzel karşılanmanın ziyadesiyle karşılığı bu buluşmalar bir öncekiyle birleşerek… Misafirperverlikleri, sıcak karşılamaları ve samimiyetle gülen yüzleri için ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Zaman geçiyor çok sabırsızım nasıl yerler buralar? Bilmek ve görmek istiyorum bir an önce.

Ve Seyr-i Cizre…

Kocaman bir düzlük ve karşımızda boylu boyunca Cizre. Biraz küskün biraz yalnız ama çokça ihtişamlı. Yemek yerken o masada dostluk, intiba ve çokça tebessüm vardı, konuşacak çok şey…

Yemek sonrası otele doğru giderken sadece izliyordum ; sokaklar, sokaklar ve sokaklar. Sonra taş duvarlı otelimiz… Sabah dağlara karşı uyanmak açık pencereden sabah güneşi ve istikamet yine bir tarihin koynu…

Kırmızı Medrese…

Ünlü İslam düşünürlerinden Molla Ahmed Cizirî’nin ders verdiği, dönemin üniversitelerinden biri olan Kırmızı Medrese, ilçenin en önemli tarihi mekanlarından biri olarak ilçede yapılan buluşmalara ev sahipliği yapıyor. Unutmadan bir bilgi daha; kırmızı tuğlalardan yapıldığı için "Medresetul Hamra" olarak adlandırılıyor. Mistik bir doku, ilahi bir koku…

H.Z Nuh Türbesi ve Camisi…

Tevrat'ta 950 yıl yaşadığı söylenen Hz. Nuh'un türbesinin uzunluğu tam 7 metredir. Şaşkınlıkla baktım… Nuh tufanının ardından Cizre'ye yerleşen ve orada vefat ettiğine inanılan Hz. Nuh (a.s.)'ı ziyaret etmek isteyen yüzlerce kişi her gün Dağkapı Mahallesi'ndeki türbeye geliyorlar. Taş mimarisinin yanında şu günlerde en çok ihtiyacımız olan bir ayet dikkatimi çekti.  ‘’Gemi Cudi’ye oturdu. Haksızlık yapan millet Allah’ın rahmetinden uzak olsun denildi.’’ HUD/44

Ulu Cami…

Şırnak ili Cizre ilçesinde bulunan Ulu Cami, 639 yılında kiliseden camiye çevrilmiştr. Abbasiler döneminde onarılmış, 1160 yılında Cizre Beyi Baz Şah’ın oğlu Emir Ali Sencer tarafından yeniden yaptırılmıştır. Mimari yapı hakkında önemli detaylarda cami kesme taştan, dikdörtgen planlı olup, üzeri kasnaklı bir kubbeyle örtülmüştür. İbadet mekanları ise bölümlere ayrılmıştır. Her şehir her cami başka iz bırakıyor…

Mem u Zin…

Kederli biten bir sevda hikayesi… 1695 yılında şair ve mutasavvıf Ahmed-i Hani tarafından kaleme alınan Mem u Zin manzum eserin kahramanlarının kabridir. Zeynuddin lakabıyla bilinen Emir Abdal Bey’in kızı Zin ile Divan katibinin oğlu Mem arasındaki aşk ne yazıkki kavuşamamalarıyla sonuçlanıyor.

Bu arada tarihi gezimiz boyunca bize eşlik eden sayın Dr. Mesut Tüzün (Cizre Tarihi kitabı yazarı) hocama da çok teşekkür ediyorum. Sesi, soluğu ayrı dinlettiriyordu bu tarihi. Ayrıca çocukken okuduğum Jonathan Swift ‘in yazdığı Gulliver'in Gezileri kitabını hatırlattı bana. Bazen yaş aldıkça tekrar okumamız gereken kitaplar vardır…

Ve dağlar; Cudi, Gabar ve Kato…

Hikayesi çok, havası serin ve incinmiş dağlar. Şırnak yolunu tutarken çay içtiğimiz o çay ocağını asla unutmayacağım. Rojda’nın ‘’ Ey yarim’’ türküsü kulağımda. Bir ara çok hüzünlendim; eski hikayelere, hatıralara ve dünyada hep var olan düşmanlığa. Kendime de kızdım belki yetmiyorum ben de insanlığa?

Şırnak…

Duvarlarında ‘’ Barışçıl doğuyoruz, düşmanca büyüyoruz’’ yazan Şırnak. Toz toprak içinde, yüreği ağzında biraz da kimsesiz Şırnak… Bir kahve molası ve sonrasında  ‘’Şırnak Haber, Nuh Haber ve Şırnak Olay’’ gazetelerine ziyaretimizde gösterdikleri içten ev sahipliği ve ilgi için çok teşekkür ederim.

Kasrik Boğazı…

Akşam oluyor, Cizre’ye geri dönüyoruz. Gabar ve Cudi arasında bir yol ayrımı bizi Kasrik boğazı’na getiriyor. Sakince akan Dicle’nin uğultusunda… Kayaların şeklinde her hikayenin çizilmiş resmiyle yemek yedim. Sürekli dinledim, dinledim ve dinlendim. Peşimi bırakmayan bir hüzün. Mutlu ve çok derinden dinliyor insan ruhunu…

Cizre Kalesi…

M.Ö. 4000 yıllarına kadar dayanan ve Guti İmparatorluğu tarafından inşa ettirilen, Dicle Nehri'nin kıyısında yer alan Cizre Kalesi, tarih boyunca Babil, Med ve Asurlular tarafından onarım görmüş ve Abbasiler döneminde yıkılması nedeniyle aynı yere tekrar inşa edilmiştir. Kürtçe adı Bırca Belek olan kale içerisinde mescid, medrese, zindan, divan ve askeri kısımlar gözetilerek inşa edilmiştir. Kale içerisinde Hamidiye Kışlası ise 1897 yılında Sultan Abdulhamit döneminde Mustafa Paşa tarafından inşa ettirilmiştir.

Kuş sesleri, surlar içinde serin bi sabah ve çocuklar… Kaleden ruhuma yansıyanlar.

Dönüş vakti…

Otelden ayrılmadan bizlere son derece ehemmiyetli tarih bilgileri veren, kelamı mühim kalemi güçlü, Araştırmacı-Yazar Abdullah Yaşin hocama da en derin hürmetlerimle … Bir güle güle bu kadar anlamlı olabilirdi. Teşekkür ediyorum.

Gidiyoruz artık, bitiyor bu yolculuk ama içimde başka bir hikaye başladı benim uzun upuzun bir hikaye… Nergis kokularının yarenlik yaptığı, kendi içime de başlayan bir yolculuk bu, onlarla hasbihal ettiğim ve sanki beni boynu bükük yolculayan nergislerle olan bir hikaye… Nasıl bir tevafuktu nergisleri seviyor olmamım bu buluşması. Ben bunu yazmakla bitiremem dedim.

Güzel kalemler de olsun bu yazıda istedim;

Sevgili Selim Temo diyor ya; Berivan serini bir Cizre ikindisinde Mem û Zin hasretine banacak Reşkotan bulguru olaydı keşke! Mutlak bir yarın ayırdım kendime dağlarımdan damıtarak ve yaralıyım Bagok kadar aah, diyorum; şu karanlık! Şu bahtım renginde utanç atmosferi: hiçbir gelecek paklamaz seni!’’

Aklımda ve ruhumda biriktirdiklerim yazdıklarımın yanında minicik belki görünmez inanın… Burası ülkemde bilmediğim, gitmediğim tek şehirdi…

Şehir olmaktan çıktı sanki bende;  evet Suriye sınırına sıfır, Irak’a ise 20 km bir yolculuk… Üç ülke… Çok insan çok yürek ve çok el… Nergislerin başı üstüne çok türkü, çocuklar, kadınlar… Tandır ekmeğinde saklandı çocukluğum.

Diyor ya Yılmaz Erdoğan ‘’…Bir ülkeden bir iç ülkeye…’’

Hoş kalasınız Şırnak, Cizre, Dicle ve nergisler… Minnettarım.

İ xer bimîne xwe gelek baş binere u ez spasdarim ji bo te…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar