#TrabzonVeMevzular #VajinanınReklamDeğeri
Göksel Aksel

Göksel Aksel

#TrabzonVeMevzular #VajinanınReklamDeğeri

03 Ekim 2017 - 15:42

Değerli okurlar, bir önceki bol vajinalı yazım hakkında gelen yorumlar yazımın içeriğini doğrular nitelikteydi. Olumlu eleştiriler kadar olumsuz eleştiriler de aldık. Fakat olumsuz eleştirileri yapanların fark etmediği şey, normalde diğer yazıları okumaya değer bulmadıkları halde başlığı ‘vajina’ ile alakalı olan bir yazıya balıklama dalmalarıydı. Bu durumda yazımda bahsettiklerimde haklı çıkmış oldum. Neymiş, içeriğinin seksle, cinsellikle ilgisi olmamasına karşın, başlığında Vajina geçen bir yazı okunuyormuş. Yani #VajinanınReklamDeğeri …

‘Trabzon’un başka sorunu yok muydu da bu yazıyı yazdınız?’ sorusuna cevaben… Habercuk isimli web sayfamız yalnızca yerele hitap eden bir haber sitesi değildir. Kaldı ki çevrimiçi yayın yapan tüm organizasyon yapıları ister istemez küresel nitelik kazanır.

Peki, madem istediniz haydi Trabzon’u konuşalım, yazalım dediğimizde sizin aklınıza ilk gelecek şey nedir? Durun ben söyleyeyim, Trabzonspor. Alın işte size Trabzon’un sorunu. Artık sorunu mu desem, yoksa afyonu mu desem bilemedim. Zaten futbol, magazin ve çoğu ana akım medya yayınlarının afyon niyeti ile organize edildiğini bilmiyor, düşünmüyor, düşünmemiş, bu konuda hiç kafa yormamışsanız yazının geri kalanını okumayın. Zira fazla doz ‘gerçek’ almaktan zehirlenebilirsiniz.

Değerli okurlar, Trabzonlu olmak, İstanbullu olmak, Ankaralı olmak vs gibi sürekli ayrıştıran söylemlerin hepsi mikro-milliyetçiliğin dayatılması, körüklenmesi yoluyla insanların birbirinden uzaklaştırılması oyunundan öte bir şey değildir. Bizler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak zaten bir bütün değil miyiz? Dünya üzerinde yaşayan insanlar olarak zaten tümden kardeş değil miyiz? Geri kalan alt kimlikleri sürekli dürtmenin ne anlamı var? İşte Trabzon’un en büyük sıkıntılarından biri bu: içi boş ve abartılmış bir mikro-milliyetçilik. (Yalnızca Trabzon değil, ülke genelinde yaygın bir sorundur).

Diğer bir sorun, Uzun Sokak’ta görmeye alışık olduğumuz -ne yazık ki alışık olduğumuz- gençlerdir. Baktığınızda tepeden tırnağa ‘İtalyan sokak tarzında’ giyinmiş, ortalama spor salonlarında geceleyip kaslarını şişirmiş, saçlarının önü fönden yanmış ya da okside edilme suretiyle sararmış, elinde tespihi ve arka cebinde sigara paketiyle dolaşan delikanlılarımız var. Bu delikanlılarımızın tümü işsiz. Tümüne yakın bir kısmının en yüksek eğitim düzeyi lise. Üniversiteyi de zar zor bitirmiş olanlar varsa içlerinde, onların da en iyi durumda olanı fönden saçı yanmamış ve bir tık daha modaya uygun giyinmiş. Bu gençlerin ortak problemi ise iş bulmak değil, cinsellik yaşamak ya da Trabzonspor’un şampiyon olup olmaması. Ülkedeki işsizlik sorunu, üretimin sıfır olması, ülke olarak dışa bağımlılığımızın artması, şehrimizin ve ülkemizin sosyo-kültürel problemleri vs bu gençlerimizi ilgilendirmiyor. Berber salonlarında bir dal sigara için tartışıyor, haftada bir gün alkollü bir mekanda vakit geçirebilmek için anne-babalarından harçlık dileniyorlar. Cuma günü de babet çorapları ve yırtık jean pantolonlarıyla Cuma namazına gidip boy gösteriyorlar. Tamamen tüketici, topluma katma değeri bulunmayan yüzlerce, belki de binlerce gençten bahsediyoruz. (Sadece Trabzon’da değil, tüm şehirlerimizde manzara aynı). Bundan daha büyük bir sorun var mı sizin için? Evet, sizin yegane sorununuz Trabzonspor…

Peki Trabzon’un hızla betonlaşması, denizin yok edilmesi, ormanların yakılıp peşkeş çekilmesi, şehir halkının hızla düşen okuma oranı, biranda emlak zengini olan ailelerin çocuklarının yarattığı tuhaf bir burjuvamsı sınıf, şehrimizin uğradığı Arap turist istilası süresince kaybedilen değerler… Bunlardan konuşalım mı?

Ah be kardeşim, biz bu konuları çok yazdık, yazmaya da devam edeceğiz. Tabii sizin haberiniz olmadı o yazılardan, çünkü başlıkları cinsel içerikli değildi. Biz bu konuları yazarken, yayınlar yaparken siz ne yapıyordunuz? Evet, doğru. Gündeminizde sadece Trabzonspor vardı…

Diyor ki Orwell: ‘Gazetecilik, başkalarının yazılmasını istemediklerini (yazmaya-yayımlamaya cesaret edemediklerini) yazmaktır; geri kalan her şey halkla ilişkilerdir.’ Bu özlü sözden yola çıkarak, siz değerli halkla ilişkiler emekçilerine iyi çalışmalar diliyor, geri kalan tüm okurlarıma en derin saygılarımı sunuyorum.

Göksel Aksel

PS: ‘Journalism is printing what someone else does not want printed: everything else is public relations’. George Orwell, kendisini derin bir saygı ile anıyorum…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar