Nihat Genç’ten müthiş tespitler (Özel röportaj)

Nihat Genç'ten müthiş tespitler (Özel röportaj)

Genç, "Ama kör bir siyaset, ham bir siyaset, Trabzon’un kültürünün kaldıramadığı ve içinde kaybolduğu bir vahşi siyaset içinde boğuluyoruz. Bunun arızalarını yaşıyoruz. Mesela Trabzonspor için çok şey söyleyemem ama siyasetin çok içine girerek kaybettiğini düşünüyorum" dedi.

05 Haziran 2016 - 15:20

Ağabeyi Fuat Genç'in cenazesi için Trabzon'a gelen araştırmacı yazar Nihat Genç, Kuzey Ekspres'in sorularını yanıtladı.

Röportaj: Elif ÇAVUŞ

3 kardeşini de kanser belasından dolayı kaybeden Nihat Genç, 63 yaşındaki ağabeyi Fuat Genç'i son yolculuğuna uğurlamak üzere geldiği Trabzon'da dostlarıyla da biraraya geldi., Günümüz Türkiyesi'de yazarlık ve gazetecilik mesleğini kendi deyimiyle "Eyvallahsız" yapan Nihat Genç, acılarını bir kenara bırakarak sorularımızı yanıtladı. Türkiye'nin içinden geçtiği süreci değerlendiren Genç, aynı zamanda bir Trabzon ve Trabzonspor değerlendirmesi de yaptı.

KİMSEYE EYVALLAHIN OLMADAN...

Bağımsızlığı ve özgürlüğü son derecede tartışmaya açılan gazetecilik ve yazarlıkta Türkiye'de kendinizi nerede görüyorsunuz?

İlk gençlik yıllarımdan itibaren çok yoğun siyasi ve özellikle iletişim teorilerine dair metinler okudum. Genç yaşımda şunu fark ettim; gerçek değerini görebilmek için bağımsız olabilmelisin. Yani holdinglerden, patronlardan bağımsız yaşayabilmelisin. Bunu nasıl yapacaksın? Kullandığın dilin gücü ile yapacaksın. Öyle edebi hikayeler yazacaksın ki, en uç yerde de yazsan sizi orada bulacaklar. Bağımsız yazar olmamda ilk günlerde Leman Dergisi’nin çok büyük faydası oldu. On beş yıl hikayeler yazdım ve ondan sonra da bağımsızlığımı korumaya çalıştım. Burada tuhaf olan değil kaçınılmaz olan büyük bir ambargo, sansür, dışlama oldu. Yok edici ve sizi tarihten silici bir şekilde baskı ile yüzleşiyorsunuz. Ya kovuluyorsunuz ya da başka şeyler oluyor. Fakat Türkiye’nin geçtiğimiz 8 yılında operasyonlar devreye girip bir sürü basın kuruluşundan bizler kovulup bir sürü medya organı da kendi kendini tasfiye ile uğraşınca iş tabii ki güçlü söz söyleme sanatına, sert söz söyleme sanatına, sert eleştiri yapmaya kalıyor. Ben gençlik yıllarımın en büyük kavgasını 13-14 yıl Leman’da çalışarak orada vermiştim. İlerleyen yıllarda da Oda TV’den 11 arkadaşım arasından 10’u alınıp tek başıma kaldım. Bu geçiş döneminde Oda TV’ odak noktası olunca burada gösterdiğimiz hukuk duruşu, eleştirel duruş, Türkiye’de Oda TV’yi cazip hale getirdi. Tabii ki bu yazarlıkla olan bir şey, kimseye eyvallahın olmadan…

SAĞCISI, SOLCUSU İLE HEP BİRARADAYIZ

Türkiye tarihine ışık tutan ve derin analizler içeren kitaplarınız da var. Yazarlıkta felsefeniz nedir?

Yazarlığımı oturttuğum felsefe şudur: Ben altta kalanlar, avukatsızlar, sokakta yaşayanlar, kimsesizler, haklarını kullanamayan insanlar, ezilen insanlar… Hayatımın her zamanında bu insanların tarafında olmak, bu insanların edebiyatını yapmak ve bu insanların hikayelerini anlatmak üzerine yazarlık seçimim oldu. İlk yazarlığımdan beri kim içeriye tıkıldı, kim susturuldu, tarihte de aradığım zaman hep bu yazarları aradım, buldum kendime… İşin felsefi tarafında bu var. Fakat geniş kitlelerle buluşma noktasında ise çok temel değerler vardır ortak nokta olarak. Şimdi Trabzon’a geldiğimde sağcısı, solcusu bizi bir araya getiren, bir arada tutan bu değerlerdir; o da üzerine bastığımız toprağın bir egemenlik hakkı olduğu, eşsiz olduğu, biricik olduğu, vatanseverlik duygusunun oluşu ve eşit hukuk değerleri…

KRAL YOK, HERKES HUKUK KARŞISINDA EŞİT

"Hukuk değerleri" demişken, Türkiye'de bugün hukuk sisteminin tartışıldığı ve en az basın kadar güvenilirliğini kaybetme noktasına getirilen hukuk sistemi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Devlet hukuktur. Hukuk çözüldüğü zaman devlet çözülür. Cumhuriyetin de bir hukuk rejimi olduğunu, hukuk devleti inşa ettiğini söylemeliyim. Çünkü yurttaşlık budur… Kral yok, herkes hukuk karşısında eşit. Sabancı, sen, ben ve Cumhurbaşkanı da... Bu vatanseverlik ve hukuk değerlerini çok dile getirince geniş kitlelerle çok daha yakınlaşmamız doğdu. Ayrıca bu iktidar da önüne gelen herkesi kovunca... İlk beni kovdular mesela. SKY Türk’ten kovdular beni, sonra ART’ye gittik. ART de polis baskınları ile kapatıldı. ART benim fikrimde bir yer değildi ama konuşacak bir yer arıyordum. Sonra Halk TV’ye gittim. Ekmelettin Bey’i eleştirdim. Niye Cumhurbaşkanı olacak diye. Sarıgül’ü eleştirdim. Bu ikisi yüzünden kovuldum. Derken bu kovulmaların hikayesi de geniş kitleler yarattı diye düşünüyorum.

HALKIN HİKAYELERİ, HALKIN KÜFÜRLERİ OLACAK

Sizin muhalifliğiniz her hangi bir örgütsel anlayışa dayanmıyor. Galiba okurlar tarafından bu yüzden samimi bulunuyorsunuz ve oldukça geniş kitlelere ulaşıyorsunuz. Örneğin, diğer gazetelerde yazan muhalifler de bugün bir oluşuma ya da bir düşünceye hizmet ettiğinden olsa gerek sizin kadar samimi bulunmuyorlar...

Birçok muhalif arkadaşımız var ve bu muhalif arkadaşlarımızın yazılarını beğeniyorum. Ama böyle zamanlarda halkın hikayeleri, halkın küfürleri olacak; ben hep Anadolu halkının yaşadığı toprağın, Urfa’nın da Adana’nın da, o halkın derin hikayelerini tarih içerisinden getirip anlatmayı ve böylelikle bir muhaliflik ve isyan kültürü oluşturmayı çok seven bir yazarım. Tabii ki eyvallahsız. Bunun çok değerli olduğunu düşünüyorum.

DOLMUŞ PARASI BULAMIYORSUNUZ

Bunun maddi kaygısı da var değil mi? Bununla nasıl baş ediyorsunuz?

Baş edilmez bir şey, tavsiye de etmiyorum. Paradan, yazdıklarının karşılığı söz konusu olduğu zaman bambaşka bir dille konuşurum. Çok daha hayıflanan bir dille konuşurum. Ama şu an kendimi sıkıyorum burada. Sıkmak zorundayım. Yaşadığım çok özel, maddi şeyleri lüzumsuzca ortalığa dökmem. Ama yakın arkadaşlarımla bunları paylaşırken çok rahat söylerim. Ağzını burnunu dağıtıyorlar, seni ekmeksiz bırakıyorlar, dolmuş parası bulamıyorsun. Böyle çok uzun yıllarımız geçti. Bunları göze almak çok zor bir şey.

TRABZON'UN ÖFKESİ ESTETİZE EDİLMEZSE KÖTÜ SONUÇLAR ÇIKIYOR

Trabzon'un çığlığını duyuyor musunuz peki? Bu şehir sizin bildiğiniz şehir mi? Mesela oy oranlarını görünce nasıl etkileniyorsunuz?

Trabzon şöyle bir yer, öncelikle onu söylemek istiyorum. Trabzon milli takıma aşırı fazla futbolcu veren yani sanatçı, yazar, siyasetçi veren böylelikle kendi oynatacağı yerli takımında adam bulamayan bir şehir. Çünkü yetiştirdiği değerler milli takımda oynuyor. Sanatçıları, siyasetçileri, şarkıcıları, ressamları… Ve çok güçlü tarif edilemez bir enerjisi ve bir öfkesi olduğu için, elbette ki biz yazar, çizer ve edebiyatçılar bu öfkeyi estetize etmeye çalışıyoruz. Bu öfke estetize edilmediği takdirde de çok kötü sonuçlar görebiliyoruz. Arıza ve marazi şekilde. Gücüm yetse gelip yerel takımda da oynamak isterim. Ama ben ve benim gibi birçok yazar, çizer sanatçı arkadaş milli ligde çok güzel işler yapıyorlar gerçekten. Tabii ki toprağım. Uzaktan baktığımda oy oranları bizi çok rahatsız ediyor, hatta lanet okuyoruz zaman zaman… Gelip de burada dar alanda gençlerle yakın olmak, daha yakın bir siyasi atmosfer içinde olmak bizim için de imkansız. Daha genel bir yerdesin. Adana’ya, Antalya’ya da gidince bu kadar fazla okunuyorum ve geniş kitlelere ulaşabiliyorum. Türkiye’nin yazarı olmak gibi bir şey var. Bir de yazarlık böyle bir şeydir, dünyaya seslenen, her yere seslenen bir şey… Ben tarih boyu Trabzon’un çok çalıştığımız halde bulamadığımız bir enerji taşıdığını ve bu enerjinin sürekli Türkiye’de koşturan, çalışan, üreten, bölüşen, neşelendiren ve ülkesine sadık insanlar yetiştireceğini biliyorum.

Trabzonspor’un yetiştirdiği insanlara bakalım; Şenol Güneş şampiyon oluyor, Mustafa Akçay takımını Avrupa'ya taşıyor. Bütün takımlarda en az bir Trabzonlu futbolcu bulmanız mümkün; bir elmas, bir mücevher kaynağı Trabzon. Türkiye’nin sporuna, sanatına, siyasetine çok ateşli ve renkli çocuklar yetiştirebileceğini düşünüyorum. Ama kör bir siyaset, ham bir siyaset, Trabzon’un kültürünün kaldıramadığı ve içinde kaybolduğu bir vahşi siyaset içinde boğuluyoruz. Bunun arızalarını yaşıyoruz. Mesela Trabzonspor için çok şey söyleyemem ama siyasetin çok içine girerek kaybettiğini düşünüyorum.

MUHALİF SEL BARAJI PATLATACAK

Gelelim ülke gündemine... Muhalefette değişim çanları çalışıyor. AK Parti, Başbakanını değiştiriyor. Saray başkanlık istiyor. Türkiye'nin etrafı ateş çemberi... Neler oluyor?

Muhalefetin çok zor günler yaşadığını ve tarihi kararlar alma sürecini yaşadığını görüyorum. Kurultaydan Meral Akşener çıkarsa, Türkiye’de başka bir durum olacak. Türkiye siyaseti Akşener’i mutlaka deneyecek ama diyelim ki bu deneme sonucunda Akşener’den beklenen verimi veremedi, o zaman muhalefet kendine başka yollar arayacak. Muhalif sel bence bir yerden barajı patlatacak. Bu kesin yani. Ben başkanlığın hukukun üstünde, hukuku saymayan anayasayı değiştirmeye çalışan, Türkiye’de rejimi değiştirmeye çalışan bu gücün Türkiye’de uzun vadede başarılı olacağına asla inanmıyorum. Adana, İstanbul, Bursa, Ankara gibi kentlerdeki milyonlarca insan birikim içinde ve bu insanlar yurttaşlık haklarını bir saraya teslim etmeyecekler. Ama burada nasıl bir patlama olur, CHP mi kendini toparlar, gezi benzeri isyan hareketleri mi olur bilemiyorum. Türkiye iki üç milyonluk bir Latin ülkesi değildir. Kolayca “ben yaptım, oldu” denilebilecek, bastırılabilecek, susturulabilecek, insan hakları elinden alınabilecek bir ülke değildir. Türkiye buna tahammül etmeyecektir. Bu çok nettir. Ama bir muhalif belirsizliğin olduğu aşikardır. Hem MHP’de hem CHP’de. Bu saatten sonrası kahve falı olur.

3 BÜYÜK GÜCÜ KULLANARAK TÜRKİYE'DE SARAY İNŞA ETTİ

Türkiye’deki İslamcı iktidarın, gelmiş geçmiş tarihlerin en büyük vahşi örgütü IŞİD’le önce Nusra vasıtası ile ilişkide olduğu açık. Dünya tarihinin en eli kanlı terör örgütü PKK ile ilişkiye girdiği açık. Dünya tarihinin gelmiş geçmiş dünyayı şaşırtan bir casus ağı olan cemaatle de ilişkiye girdiği açık. Bu 3 büyük gücü kullanarak Türkiye’de büyük bir güç inşa etti. Saray inşa etti. Fakat kovduğu, içeri tıktığı bütün insanlar, hukuktan hiç şaşmadılar. Hukuk dışı hiçbir yöntem de denemediler bu güne kadar. O yüzden hukuk kazanacaktır. Doğru yoldan hukuki haklarını kullanmak isteyen insanlar kazanacaktır. Bu kadar büyük yanlış ve şeytani örgütlerle bir araya gelmiş sarayın uzun vadede kendi meşrutiyetini bu ülkeye kabul ettirmesi mümkün değildir.

HER AN PATLAYABİLİR...

Peki, ne olacak sizce? Yani Cumhurbaşkanı ne yapmak istiyor? IŞİD'in Türkiye için ne kadar tehdit oluşturduğunu düşünüyorsunuz? Suriye'de yaşananlar Türkiye'yi ne kadar tehdit ediyor?

Sarayın inşası kolay değil. Saray inşa edenler büyük bir hanedanlık kurmak zorunda. Başbakan atamalarıyla hanedanlığı nasıl kurmaya çalıştığı görünüyor. Ama ideoloji olarak da kutsal ittifak kurmak zorunda, sağ kanallarla, milliyetçilerle. Devlet Bahçeli ile kutsal ittifakı daha ciddi kurabileceğini denediğini de görüyoruz. Başka bir şey de oluyor, NATO dengesi bozuluyor, Avrupa dengesi bozuluyor, Amerika ile ilişkileri de tartışılır hale geldi, hiç beklemediğimiz kadar yerli ve milli lafları da kullanmaya başladı Saray. Bu da şunu gösteriyor, geniş kitlelerin popülist oylarını alabilir ama aynı zamanda dünyaya yavaşça kapanan bir “Saddamlaşma” sürecinin de işareti olabilir. Başından beri Saddamlaşma süreci içinde olduğunu görüyoruz. Çünkü Kuzey Irak’ta, Suriye’de olup bitenler, Türkiye’nin canını sıkacak değil, egemenliğini sarsacak boyutlara geldi. Çünkü kurtuluş savaşından bugüne kadar ilk kez Kilis’e bu kadar bomba atılıyor. Bu şunu gösteriyor, yarın başka şehirlere de atılabilir. Ya da Türkiye’nin içinde gizlenmiş IŞİD ne kadardır? Hangi felaketlerin önünü açacaktır? Bir sürü soru var. Bu da Türkiye’de bir kaos ortamının ancak ümmet ve Osmanlı lafları ile patlamadan yaşandığını gösteriyor. Her an patlayabilir. Ümmet diyerek, Osmanlı diyerek Türkiye’de rejim değişikliğine giden insanlar başka güçleri de devreye sokmaya çalışıyorlar. Dünyanın gözü önünde bu kadar tilkiliği ve kurnazlığı yapabileceklerini dünyanın icazeti ile Türkiye’de iktidar kuranların başarabileceğini sanmıyorum. Dünyadan bir medet aradığım için değil asla, Türkiye’nin yerli yurttaş kültürü, cumhuriyet kültürü almış milyonları var; o insanların hukuki ve meşru müdafaa hakları bir şey yapacaktır ve ama bu el altından ümmet ve Osmanlı laflarıyla gitmek istedikleri popülist şekilde düzenlemek istedikleri şey duvara toslayacaktır. Yaşanmayacaktır.

Bu haber 2721 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Beren Saat öyle bir kıyafet giydi ki!
Beren Saat öyle bir kıyafet giydi ki!
Sabriye: Kertenkele yemeyi düşündüm
Sabriye: Kertenkele yemeyi düşündüm