Karadeniz Müziği nasıl çıkış yakaladı

Karadeniz Müziği nasıl çıkış yakaladı

Bir akademisyen gözüyle Türk müziğinde Osmanlı'dan bu yana değişimler...

26 Ekim 2016 - 13:18

KTÜ Devlet Konservatuarı. II. Uluslararası Müzik ve Dans Araştırmaları Sempozyumu akademik kurulunda yer almak üzere Trabzon’a gelen Trabzonlu Prof. Şahvar Beşiroğlu ile konuştuk.  Osmanlı’da Türk müziği, Karadeniz müziği ve Trabzon hakkında konuştuğumuz Beşiroğlu, Türk müziğindeki ve Karadeniz müziğindeki değişim ve dönüşümle ilgili önemli açıklamalar yaptı.

Röportaj: Elif ÇAVUŞ

Şefika Şahvar Beşiroğlu kimdir?  

1975 yılında 10 yaşında iken İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nın kurulduğu ilk yıl kanun çalgısı ile eğitimime başladım. Ortaokul ve liseyi bitirdikten sonra kararım müzik yönünde oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde 4 yıl konservatuarın yüksek kısmında okudum. 1982’de mezun oldum ve yüksek lisansımı yine konservatuarın bünyesinde açılan sosyal bilimler enstitüsüne bağlı Türk Müziği ana sanat dalında yaptım. Kanun çalgısı ile ilgili hazırladım. Doktora da müzik tarihine ve müzikolojiye yönlendim ve 3. Selim dönemiyle ilgili bir tez yaptım. 1982 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra asistan olarak konservatuarda ders vermeye başladım. Müzikoloji bölümü kurulmuştu ama öğrenciler yeni yeni alınıyordu. Doktora süresindeki çalışmalarım sonucunda hocam beni müzikolojiye yönlendirdi ve müzikolojide de dersler vermeye başladım. Müzik tarihine yoğunlaştım ve bu sırada bir Amerika konserinde İlber Ortaylı ve Cemal Kafadar ile Harvard Üniversitesi’ne gittim. 1 yıl kendisiyle doktora üstü çalışması yaptım. Akademik serüven devam etti, doçent oldum sonra profesör oldum. 1999 yılında Müzik ileri araştırma merkezi kurduk. Şuanda oranın müdürlüğünü yapıyorum. 18. Yüzyıl dönemi müzikleri ile ilgili çalışmalarım var. O döneme ait Osmanlı çengi çalmaya başladım. Şuan Türkiye’den çeng çalabilen 4-5 kişiyiz. Yeni yeni gelişen bir saz.

 

MÜZİK AİLEDEN TARİH DEDEDEN

Neden alan olarak Türk müziğini seçtiniz?

Çocukluğumla alakalı… Ailede genelde Türk Müziği dinleniyordu. Anneannem Münir Nurettin Selçuk hayranı idi. Evimizde hep onun plakları vardı. Bu işe çok meraklı olmaya başladım. Benim kendi pikabım vardı. Hafta sonraları Beyoğlu’na çıkıldığı zaman herkesin söylediği gibi bir kara kedi plakçısı vardı. Her hafta bana bir 45’lik plak alırlardı. Türk müziğine müthiş bir ilgi vardı. Tarih ilgim de dededen geliyor.

 

OSMANLI’DA KÜLTÜR VE SANAT ÇÖKÜŞ DÖNEMİNDE ZİRVE YAPTI

Tarihte Türk müziğini incelediğiniz zaman nelerle karşılaştınız? Özellikle Osmanlı döneminde…

Çok büyük farklılıklar var şuan ki Türk müziği ile… Tarih Metodik olarak kişiseldir. Tarihi yazan kişiler kendi bakış açılarıyla yazmıştır. Bizim Osmanlı tarihi anlayışımız Afet İnan’ın kurguladığı bir tarihtir. Yükselme dönemi, duraklama dönemi vardır ama genelde siyasi tarih üzerinden okunmuştur. Sosyal ve kültürel tarih anlayışı ortaokul ve liselerde okutulmamakta. Bu bizim aşmamız gereken bir konu… Çünkü Osmanlı’nın çöküş döneminin başladığı ve toprak kaybetmeye başladığı dönemde sanatta tam tersi ilerlediği dönem ve bu anlamda en önemli dönemini yaşıyor. Yani 3. Selim dönemi…

 

OSMANLI YÜZÜNÜ HEP BATIYA ÇEVİRDİ

Osmanlı çok zengin değil mi kültür ve sanat açısından…

Tabi ki… Hem Anadolu, hem İstanbul… İstanbul’un patronajı İstanbul’un alınması ile başlıyor… Çünkü bir kültür devralıyorsunuz. Fatih İstanbul’u devralıyor ama Fatih hiçbir zaman kurulan devletinin bir anlayışı olarak kendini görmüyor. Fatih’in her zaman inandığı şey kendisinin 3. Roma kralı olduğu… Osmanlı’nın yüzü hep Avrupa’ya yönelik… Hiçbir zaman geriye bakmamış Osmanlı… Avrupalılarla birlikte yaşamış İstanbul alındıktan sonra…

19. yüzyılda başlamıyor Avrupalılarla ilişkilerimiz. İstanbul alındığında Kilise de, Sinagog da vardı… Ceneviz ve Venedikliler Galata bölgesinde yaşıyordu. En iyi ilişkilerimiz İtalya ile olmuştur. 

 

TRABZON, İSTANBUL KADAR ZENGİNDİ…

Trabzon da 4 bin yıllık bir şehir… Kültürel ve sanat açısından oldukça zengin…

Trabzon tarihindeki zenginlikler nelerdir mesela…

Trabzon da aynı İstanbul gibi… Rum Pontus İmparatorluğu’nun başkenti Trabzon. Başkent olunca kültürel ve sosyal olarak daha kozmopolit bir yapıya sahip oluyorsunuz ve aynı zamanda da merkeziyetçilik üstleniyorsunuz. Rum Pontus İmparatorluğu’ndan sonra Osmanlı Trabzon’u aldıktan sonra o merkeziyetçilik devam etti. Amasya, Manisa da birer sancak. İstanbul kültürünün bu sancaklarda bir anlamda yansımasını gösteriyor. Batılı algı düşünce İstanbul’la birlikte buralara da yansıyor. Mesela ilk Opera binası Trabzon mevcut. Sonrasında sinemaya çevriliyor ve sonra da yıkılmış. Trabzon kültürü çok önemli bir kültür. Harput, Urfa da öyle.

 

KTÜ DEVLET KONSERVATUARI BİNA BEKLİYOR

KTÜ Devlet Konservatuarı. II. Uluslararası Müzik ve Dans Araştırmaları Sempozyumu. “Bellek ve Kültürel Miras” konusuyla bu yıl karşımızda… Siz de sempozyumun akademik kurulunda yer alıyorsunuz…

10 yıl önce Muzeffer Tunç hocamızın girişimi ile konservatuarın kurulmasıyla ilgili bir çalışma başlatıldı. Ben de yardımcı olmak için hazırdım. Her şey kadro meselesi. Şimdi çok iyi bir kadroları var. Abdullah Akat doktora öğrencimizdi. Şuan işin başında ama bina sıkıntıları var. Bunu özellikle yazarsanız sevinirim. 10 yıldır bir bina sözü var ama konservatuara yakışmayacak şekilde eğitim vermeye çalışıyorlar. İnşallah şuan ki rektör bununla ilgilenip konservatuara yakışan bir bina kazandırabilir.

Sempozyuma gelirsek ilki 4 yıl önce düzenlenmişti. Şehir ve akademisyenlerin biraraya gelmesi için önemli bir çalışma tabi ki…

Bu yıl da çok güzel bir sempozyum oldu. Önemli olanı bellek kısmı bir aktarım söz konusu. Yaşadığınız kültürü koruyarak bir sonraki kuşağa aktarmak “Bellek ve Kültürel Miras” başlığını ortaya çıkarttı. Tabi ki hiçbir zaman tam olarak korunamayabilir ama devam eder. Bu anlamda müzik de böyle bir şey. 100 yıl öncenin müziğini icra etmiyoruz ama elimizde veriler olduğu için bilimsel metotlarla araştırıyoruz ve bu kültürel bellek araştırması olmuş oluyor.

 

POPÜLER MÜZİK KALİTEYİ DÜŞÜRÜYOR MU?

Her şeyin eskisini ararız… Hep “Nerede o eski……” ile başlayan cümlelerimiz olur. Müzikte de böyle… Belki teknoloji gelişiyor ama kalite hep tartışılır durumda… Siz nasıl yorumluyorsunuz bu durumu?

20. yüzyılda geleneksel kültürler devam ederken Batılılaşma, modernleşmenin etkisiyle batının kendi içinde geliştirdiği formlarla birlikte Türkiye’deki müziklerde de çeşitlenme oldu. Bir geleneksel müzik haricinde farklı türler de ortaya çıkmaya başladı. Buna genel anlamda popüler müzik diyoruz. Bu anlamda bir değişim söz konusu. Kendi kişisel tercihimi yaptığım zaman daha çok geleneksel anlamdaki eserleri dinliyorum.

POPÜLER MÜZİK ARABESKLEŞİYOR

Türkiye’nin Cumhuriyet döneminden sonraki geçirdiği süreçle alakalı bir değişim olabilir. Bunu bir tespit olarak söylüyorum; her müzik tür olarak batıdan farklı olarak Türkiye’de üretilen popüler müziğin arabeskleştiğini düşünüyorum. Hangi tür olursa olsun. Arabesk müzik gerçek arabesk anlamda yaşıyor mu? Çok az. Gerçek anlamda bir pop müzikte bile, bir rock müzik sanatçısının dahi arabesk etkisiyle beste icra ettiğini görüyoruz. Bu anlamda kulak makamsal tınıları orada bulduğu için olabilir. Mesela halk müziğinin çıkışta olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyet döneminden 80’lere kadar olan dönemden daha fazla dinlenildiğini düşünüyorum. Şehirlere göçlerle gelen kitlelerle başlayan sürecin artık arabeskten koparak halk müziğine ve yeni üretimlerine doğru yöneldiğini düşünüyorum. Bir Neşet Ertaş’ın ekolü olan kişilerin yaptığı daha aranjman diyebileceğimiz türlerinin ön planda olduğunu düşünüyorum. Bir Karadeniz müziği için de aynı şey geçerli. Bir Volkan Konak kemençe kullanıyor ama kemençenin yanında gitar da kullanıyor. Sadece kemençe ile okumuyor.

 

BATILI MOZART’A NASIL BAKIYORSA BİZ SANAT MÜZİĞİNE ÖYLE BAKIYORUZ

Aynı mantıkla sanat müziği konusunda ne diyebiliriz?

Geleneksel bir müzik ama sonuçta üretimi açısından tamamen sözle alakalı olduğu için dille çok bağlantılı. Biz şimdi o dili konuşmuyoruz. O dili kaybettik.

 “Bülbül gibi pür oldu cihan” mesela bu cümlede “pür” ün ne anlama geldiğini bilmezseniz o cümleyi anlamazsınız. Dili bilirseniz daha fazla haz elde edersiniz. Bu anlamda Osmanlıcanın kullandığı yapı içindeki makamsal müzikle ilişkimiz, bugün aynı batılı insanın Mozart, Beethoven, Bach’la olan ilişkisi gibidir.

 

KAZIM VE VOLKAN’LA KARADENİZ MÜZİĞİNİN ÇIKIŞI

Karadeniz Müziği’nde de değişim söz konusu. Kazım Koyuncu, Fuat Saka ve Volkan Konak tarzlarıyla Karadeniz Müziği’nde yeni bir dönem başladı diyebilir miyiz?

Yapılan işin kalitesi çok önemli tabi. Fuat Saka gitarla söylüyor. Yapılan iş çok nitelikli. Birol Topaloğlu mesela tulumla söylüyor daha yöreye yakın… Fuat Saka da geleneği devam ettiriyor. Politik bir süreç de aslında. 80’e kadar Kürtçe, Çerkezce, Lazca konuşmak yasaktı. TRT, Anadolu’da birçok derlemeleri yaptığı zaman bu dillerde olan türküleri Türkçe’ye çevirdi. Türkçülük politikası vardı. TRT’nin yurttan sesler korosu da bunun için kurulmuştu. Bütün yörelerin türküleri aynı tip bağlama ve ilave sazlarla söyleniyordu. Hâlbuki Karadeniz’de bağlama çok az kullanılan bir çalgıdır. Ama bağlama ile Cemile Cevher, Kamil Sönmez, Karadeniz müziklerini seslendirdi. 90’lardan sonra yasak kalktı. Kürt müziği, Laz müziği, Gürcü müziği diyebiliyoruz. Hiçbir zaman böyle bir terim kullanma düşüncesi olmamıştı. Volkan Konak ve Kazım Koyuncu’nun çıkışı bu anlamda popüler oldu.

 

ÇALGILARIN MİLLİYETİ YOKTUR ÇALIŞ ŞEKİLLERİNİN MİLLİYETİ VARDIR

Kemençe bize Rumlardan kalan bir çalgı mı?

Bu konuda çok büyük bir araştırmam olmadı ama çalgılarla ilgili şunu söyleyebilirim; bir çalgının milliyeti yoktur. Kemençe farklı yerlerde kullanılıp göçlerle mi buraya geldi, veya buna benzer çalgılar var mıydı? Sadece Rumlar değil, Gürcistan’da da kullanıyor.

Çalgının milliyeti yoktur ama çalış şekillerinin milliyeti vardır. Kanun da bugün Araplarda, İran’da ve Yunanistan’da, Türkiye’de kullanılıyor. Şimdi kanuna Türk sazı demek, kanun Araplardan alındı demek çok doğru şeyler değil. Milliyetlerinin ne olduğunu bilmiyoruz ama çalış sitillerinin farklı olduğunu biliyoruz. Müzikal öğeler farklı.

 

İNSANA AĞAÇ BIRAKMIYORLAR

Son olarak Trabzon’la ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isterim. Trabzon sizi mutlu ediyor mu?

Açıkçası memleketim beni mutlu ediyor diyemiyorum. İstanbul gibi bir yapılaşma görüyorum. Yapılaşma çok kötü. Karadeniz yeşille birlikte anılan bir yer. Sadece yaylalar değil, kent içi de yeşildir. Her taraf apartman olmuş durumda ve hiç yeşil göremiyoruz. Ağaç bile bırakmıyorlar insana… Beni en çok bu üzüyor…. 

Bu haber 5308 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Ünlülerin yaza damga vuran tatil fotoları
Ünlülerin yaza damga vuran tatil fotoları
Türkiye, Irak ve İran'dan Referandum İçin Ortak Uyarı
Türkiye, Irak ve İran'dan Referandum İçin Ortak Uyarı